Bilgisayar Mühendisliği, Bilgisayar Bilimleri ve Bilişim İşçiliği

Bugünün yazısına biraz mesleki sıkıntılara değineceğim. Aslında sıkıntı dememeli de yanlış adlandırma demek belki daha doğru. Ya da belki, o da doğru değildir. Bizim meslek biraz karmaşık açıkçası.

Mezun olacağım bölümün adı Bilgisayar Mühendisliği, yurtdışında genelde adı Computer Science yani Bilgisayar Bilimi olarak geçiyor. Aslında o biraz daha doğru gibi, çünkü öğrenim programımız mühendislikten ziyade bilime daha yakın. Temel mühendislik derslerinin pek çoğunu almıyoruz ancak yaptığımız işi de tam olarak bir mühendis mantığı ile en az kaynak kullanarak, en etkin biçimde sonuç verecek ve her geçen gün daha ileriye taşınabilecek şekilde yapıyoruz.

Peki bu karmaşıklığın içinde biz kendimizi nasıl göreceğiz? Bir bilim adamı olarak mı yoksa bir mühendis olarak mı? Aslına bakarsanız özel sektöre çıktığımızda bizim durumumuz ikisi de değil. Bir bilgisayar mühendisinin özel sektörde yaptığı iş Bilişim İşçiliğidir. Çünkü, sahaya iner, işi bizzat üstlenir, üretimi kendi elleriyle yapar.

Başka hiç bir mühendis bu şekilde çalışmaz. Mühendisler projeyi planlar, planı onaylar, dökümantasyon ile ilgilenir, imza yetkisi olur vs. vs. Bu saydığım işleri ise bilişim dünyasında Yazılım Mimarı yapar. Onun yaptığı işin de mimarlıkla çok yakından alakası yoktur ama yine de bazı açılardan yaklaşır.

İşte bu sebeple diyorum ki piyasada çalışan ve henüz Yazılım Mimarı sıfatını kazanmamış her bilgisayar mühendisi aslında bilişim işçisidir, bilişim emekçisidir. Bütün gün ve hatta gece, otobüste, evde, ofiste projenin gerçekleşmesi için, yazılımın kullanılabilir, pazarlanabilir hale gelmesi için doğrudan yazılımın üzerine – planların değil – emek harcar, ter döker kafa patlatır.

İşte bu sebeplerle her bilgisayar mühendisi, bilişim emekçisidir.

Peki olması gereken nedir? Eğitimleri gereği bilgisayar mühendislerinin proje planlama ve yönetimine rol alması ve altında bilişim emekçisi olarak bilgisayar programcılığı önlisans ve teknik lise mezunları yer almalıdır. Ancak son yıllarda ülkemizdeki her meslek dalında olduğu gibi bilgisayar mühendisliğinde de mezun fazlası olması. Yani mezun sayısının, mühendis açığından fazla olması şirketleri ve mühendisleri bu yola sürüklemiştir. Sonuç olarak da mutsuz mühendisler ortaya çıkmıştır.

Kendi adıma bilişim emekçisi olmaktan şikayetçi olmadığımı açıkça ifade edebilirim. Hatta memnun olduğumu söyleyebilirim ve bazen neden programcılık yerine mühendislik okuduğumu da sorguluyorum. Tabi ki bu da biraz toplum baskısı ile oldu, başarılı bir öğrencinin dört yıllık bir bölüm varken iki yıllığı tercih etmesi kabul edilemezdi.

Neyse efendim konuyu dağıttık. Sözün özü odur ki, ülkemizde bilgisayar mühendisleri Yazılım Mimarı sıfatını alana kadar mühendislik değil işçilik yapıyor, eğitimde ise mühendislikten çok Bilgisayar bilimleri eğitimi alıyor. Bu sebeple bence isimlendirmelerin düzeltilmesi gerekiyor.

Bir bilgisayar bilimleri öğrencisi ve bilişim emekçisinden sevgilerle…

Blogum Yaşlanıyor

Merhaba,

Az önce blogum 4. yılını doldurdu. Bu 4 sene içinde acısıyla tatlısıyla pek çok şeyi buraya yazdım. İlk yazılarda bunu bir teknloji blogu olarak açmak istediğimi yazmıştım. Sonra işe duygular girdi, kişisel anılar yaşantılar derken… Karşınızda tamamen kişisel bir blog buldunuz.

Aradan geçen 4 yılda136 yazı yayınlamışım, biraz da taslaklar da var aslında. Yazılmaya başlanıp yarım kalmış öyküler, üzerinden zaman da geçince devamı gelmemiş, gelememiş. Yıllık 34 yazı, aylık da yaklaşık 3 yazı yapıyor. Blogu açarken ki hedefim olan her hafta bir yazıya ulaşamamışım, çok da uzak geçmemişim aslında. Bunun sebebi de zaman zaman verdiğim uzun yazma araları tabii. Bundan sonra daha düzenli yazmak istiyorum. Son zamanlarda yapıyorum da aslında bunu.

Peki bu 4 sene de ne oldu? Neler oldu?

  • Üniversitenin ilk senesinde açmıştım blogumu. Şimdi beşinci sınıftayım (Evet, uzatmaları oynuyorum.), umarım haziranda mezun olacağım bakalım.
  • Bir İtalya macerası oldu bir senelik. Gittik, eğlendik, okuduk, geldik.
  • Lise yıllarında başlamıştım programlamaya, onu ilerlettik haliyle üniversite ile beraber. HTML ile başlayan kod yazma, BASIC ile programlamaya oradan da blog ile paralel C, Java, Android, Php, SQL… diye uzadı gitti liste.
  • Hep hayalimdi pilot olmak, uçmak. Belki uçakların pilotu olamadım ama yamaç paraşütüne başladım; sırasıyla başlangıç pilotu, klüp pilotu, yardımcı eğitmen ve eğitmen oldum. Eğitmenliğe devam ediyorum. Sırada bir türlü fırsat bulamadığım tandem pilotluğu var.
  • Stajımı yaptım, ardından aynı firmadan part-time çalışma teklifi gelince kaldım orada. İzmir, İzmir onsuz olmaz derken; iş peşinde İstanbul’a yerleştik.
  • Blog’a yazdım ara ara, yeni sitemi açtım www.canburaktumer.com da, 62. yazısında yorum özelliğini açtım blogun.
  • Projeler yaptık, yazılımlar yazdık, siteler açtık kapattık, o işe giriştik, bu işin ucundan tuttuk, projeler hayal ettik, gerçekleştirdik, gerçekleştirmedik ama hep hayal ettik. Sonuç olarak bugün burada bu yazıyı yazıyorum memnuniyetle.

Ve bugün yine blogumda bir ilki yapacağım, ilk defa bir video yayınlacağım blogumda. Dilerim ki, bunun devamı videolu dersler ile gelir.

Ayrıca, bundan sonra blogumda geçmişten kalan yazıların da üzerinden geçmeye başlayacağım. Blogspottan, kendi wordpress tabanlı domain’ime geçtikten sonra eski yazılarda format bozukluğu oldu ve ben bir türlü düzenleme fırsatı bulamadım. Bundan sonra umarım onları toparlayacağım.

Dileğim bu blogun daha güncel, daha çok ziyaret edilen, daha şık tasarımlu bir bloga dönüşmesidir. Umarım 2012 dilediklerimi yapacak zamanı verir bana.

Şimdi sözünü verdiğim video ile bağlıyorum sözümü, buyrun blogumdaki ilk videoyu izleyelim/dinleyelim:

Rittr Labs

Aşağı yukarı altı aydan uzun süredir Android telefon kullanıyorum, tabii bu arada onlarca uygulamayı indirip denedim. Kendim bir iki defa “Hello World” yazdım. Ancak hiç bir uygulamadan  blogumda bahsetmedim sanırım. Bugün bir geliştiriciden ve uygulamalarından bahsetmek istiyorum. İlk yüklediğim uygulamalardan biri olan Sit Ups’ın yapımcısı Rittr Labs ve onların Sit Ups dışındaki üç uygulaması daha bugünün konusu.

Arkadaşlarım bilir az biraz göbekli bir insanım, zaman zaman spor, şınav, mekik gibi düzensiz deneyimlerim oldu bu göbeği yok etmek için. İşte o dönemde sanırım PCnet dergisinde görmüştüm Sit Ups’ı. Sizi dilediğiniz 4 programdan birine sokarak programın sonunda 100,150,200 ya da 250 mekik çekmenizi sağlıyordu. 1 ay kadar kullandım sonra yeniden hayatımın düzeni kaçtı. Ama şunu gördüm ki gerçekten acı çektirmeden gelişme sağlıyordu. Her gün biraz daha fazla yaptığımı farkediyordum. O anda gördüm ki Rittr Labs’ın ürünlerini düzenli kullanarak spor olayını çözebilirdim. Yapımcıyı Android Market’te aradım ve o zaman için bir de Push Ups uygulaması olduğunu gördüm.

Push Ups uygulaması da şınav için destek olan ve program çıkartan bir uygulama idi. Hedefler 50,75,100 ve 125 şınav şeklindeydi. 15 gün kadar da mekik, şınav beraber uyguladım. Doğrusu farkı ben hissediyordum. Ve bu beni mutlu ediyordu. Geçtiğimiz günlerde staj ve part-time çalışma boyunca aldığım kiloları (yaklaşık 10 kg.) vermek, vücudumu yeniden şekle sokmak için şirkette spora başladım. Bunu da salona gitmediğim günler bu uygulamalarla desteklemenin yararlı olacağını düşündüm.

Markette tekrar bir arama yaptım. İki uygulama daha buldum bu sefer. Barfiks için Pull Ups ve şu sırt dik dizleri kırarak çökülüp kalkılan hareketi yaptıran Squats uygulamaları. Henüz evimde barfiks çalışabileceğim bir yer yok ancak diğer üç uygulamayı kullanmaya tekrar başladım bu sefer hedefim programları tamamlamak ve bunu da şirketin salonu ile desteklemek.

Amacım çok fit olmak, Kıvanç Tatlıtuğ veya biskolata erkeği vücuduna sahip olmak değil. Ama haftada 40 saat oturarak çalışan, evde oturarak dinlenen, dersi/tezi bilgisayar başında olan biri için azıcık hareket, biraz spor sağlık demek. Aksi hali ise çok kötü ve sağlıksız günleri getirecektir. Bu sebeple bu uygulamaları kullanıyorum ve bir sıkıntı yaşamadığım için de öneriyorum. Android telefon/tablet sahiplerine öneririm.

Yanısıra uygulamalar antrenmanları gün aşırı önerse de dayanıklı olanların her gün yapmasında da bir sorun olmayacaktır. Çok ağır ve zorlayıcı bir şekilde gitmiyor çünkü adım adım artırıyor üzerinizdeki yükü.

Son olarak da uygulama linklerini paylaşıp yazımı bitiriyorum.

Push Ups:https://market.android.com/details?id=com.rittr.pushups
Sit Ups:https://market.android.com/details?id=com.rittr.situps
Pull Ups:https://market.android.com/details?id=com.rittr.squats
Squats: https://market.android.com/details?id=com.rittr.pullups

İyi çalışmalar, sağlıklı günler, yıllar…

İstanbulu Sevmek

Bir yağmur griliğindeydi İstanbul,
lunapark sessiz ve yalnız.
Rüzgar tezahürat yapıyordu
ve bir sıfır mağluptu  inler cinlere karşı
sokaklarında İstanbulun.

Son yaprağındaydık takvimin;
bulutlar sanki buna ağlıyordu.
Dalgalar kıyıyı,
damlalar sahili dövüyordu.
Ve adaların ışıkları titrek, korkak
göz kırpıyordu pusun içinde.

Bir Amazon kraliçesine tutsaktı gönlüm,
şiddetle reddediyordu bir Bizans kralını.
Ama severdi böyle melankolik havaları.
Her şehre yakışır mıydı sahi;
Biraz göz yaşı, biraz pus?

Gözlerime ilk defa güzel görünüyordu İstanbul,
Ve bir takvimin son yaprağındaydık
yeni bir başlangıcın eşiğinde.

3 Ocak 2012
Altıntepe, İstanbul

Sevebilme İhtimali

Pazar akşamı İzmir Otogarı’nda bir yandan üşüyüp bir yandan otobüs beklerken aklıma geldi bu şiir. Paylaşmak istedim, Yılmaz Erdoğandan Sevebilme İhtimali:

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam…
Ben seninle bir gün Veyselkarani’de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara’da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi…
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu’larımız vardı…
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı…
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla…
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu’na inat bir Türkçeyle…
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara’ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara’da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara’ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi’ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van’daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt’ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button