Yedek Oyuncu

Merhaba,

Çalışanlar bilir, bir yere ilk girdiğinizde sistemi, işlerin nasıl yürüdüğünü neyi nasıl yapmak gerektiğini bilemez insan. Genelde birinin yanına verilir ve bir süre usta-çırak ilişkisiyle kurumun işleyişi, adetleri, püf noktaları vb. öğretilir. Bu noktada bazı ustalar her şeyi öğretmekten kaçınırlar. Çünkü, çırak eğer ustanın bildiği her şeyi bilirse ve yapabilecek seviyeye gelirse artık eski ustaya gerek kalmayabilir. İşte eskiler bundan çekinirler.

Çıraklar ise, işe yaramak için, kendini göstermek için, bir vakit ve nakit kaybı olmadığını kanıtlamak için her şeyi öğrenmeye çabalar. Elinden geleni yapar.

Bu noktada kurum ne düşünür? Kurum çırağın işin tamamını öğrenmesini ve yapabilecek seviyeye gelmesini ister. Çünkü, usta değerli bir elemandır ve piyasada da değeri yüksektir. Her an daha iyi bir teklife, daha rahat bir işe veya emekliliğe kaçabilir. İşte bu anlar için Usta’nın bir yedeğini yapmak lazımdır. Bu sebeple kurum Usta’nın yanına çırak verir. Projeyi öğrenmesini, usta gittiğinde ilgilenebilmesini ister. Yine bu nedenle kurum bir projede tek bir usta çalışmasına sıcak bakmaz.

Kendisi için çıraklık mevkisini zararlı gören bazı ustalar ise çıraklara her püf noktayı öğretmez, hatta bazen projeyi özellikle sadece kendi çözebileceği deyimlerle, noktalarla karmaşık hale sokar. Öyle ki Amerika’da yaşayıp çalışıp, yerini garantilemek için bütün yazılım kod ve açıklamalarını Türkçe yazan mühendisler duydum.

Yedek oyuncu her zaman için kurumun lehinedir ancak bazen ustanın aleyhine olabilir. Yine de şunu unutmamak gerekir eğer usta işinin ehliyse yeri zaten sağlamdır ve çıraktan korkmasına mahal yoktur. Tam aksine çırağı üzerindeki yükü alacak şekilde kullanabilir. Böylece kendisi de bir nebze rahata kavuşur, telefonla kesintilere uğramayan yıllık izinlere kavuşur.

Usta – çırak ilişkilerinizin hep kazan-kazan olması dileğiyle, iyi çalışmalar.

Sabahlara Kadar…

Yıllardır her mezun olan der ki; “Oğlum, sakın mezun olma uzatabildiğin kadar uzat okulu. Öğrencilik en güzeli.” Ben de hep “Tabii,” derdim. “Adam mezun olmuş, 8-5 çalışıyor, parasını kazanıyor. Konuşmak kolay, biz ödev proje diye sabahlarken o fosur fosur uyuyor.” Ne kadar yanıldığımı gördüm son 7 ayda.

Malum 7 aydır staj ve üzerine part-time çalışma derken iş hayatının içine girdim. Kurumsal bir şirkette bilgisayar mühendisliği yapmak da zor iş. Ne açıdan zor? Şöyle ki; benim her zaman kendi projelerim olmuştur ve öğrenci hayatı devam ederken, istediğim zaman gerekirse sabaha kadar oturup üzerinde çalışmışlığım vardır.

Bugünlerde de iki-üç tane eş zamanlı yürütmeye çalıştığım projem var, bunlardan biri de tezim. Diğerleri ise web üzerinde ufak tefek reklam geliri vb. getirecek, maddi bir getirisi olmasa bile manevi olarak çok şey getirecek şeyler. Ancak, işten gel, yemek yap, ye, bulaşığı yıka, evin diğer işlerini yap derken vakit tükeniyor. Değil kendi projelerime, kendime vakit ayıramıyorum çoğu günler.

Sabahlamak istiyorum bu sebeple sonra ertesi günü düşünüyorum, iş var, üzerinde dikkatli çalışmam gereken bir iş hem de. Yaptığım her değişikliğin aynı gece sisteme yansıdığı bir işte çalışıyorum. Yaptığım hata ertesi gün direk müşterilere yansıyacak ve beni zor durumda bırakacak diye düşündüğüm için erken uyuyorum. Uykumu almak ve dikkatimin dağılmaması için.

Özlüyorum sabahladığım günleri, önümde bilgisayarın parlak ışığı, odanın lambaları kapalı, belki de aylardan mayıs, balkon kapısı açık dışarıda sokak köpeklerini kesik havlamaları, ara ara esen serin bir rüzgar ve projeye eşlik eden bazen bir bardak kahve, bazen bir kadeh votka. Özlüyorum o günleri.

Son günlerde en geç yattığım saat bir oluyor. İşler yarım kalıyor, parça parça yapılıyor. Belki bir gün sabahlarım ve bitiririm projelerden birini, belki o gün yine bir mayıs gecesi olur. Cam açık, serin gece havası doldururken odayı. Projemin son satırlarını yazar bitiririm.

Bu yazıyı bitirdiğim gibi.

Girişimcilik Fırsatları

Merhaba,

Yıllardan beri (lise yıllarından beri) hep bir şirket, dükkan vb. açıp kendi işimi yürütmek istemişimdir. Bunların arasında web sitesi tasarımı ve hosting, PS cafe, internet cafe, kafe, restoran, bar gibi fikirler hep ön planda oldu. Gelgelelim genellikle maddi olarak o kadar rahat olamadığım için hiç riske atacak bir sermayem olmadı.

Geçtiğimiz günlerde yine bir haber üzerine kısa bir araştırma yaptım. Yaptığım araştırma genel olarak bayilikler (franchising) üzerine oldu. Aşağıda da bulduğum bayilik imkanlarından en uygun olanları var.

Komagene; 15 ila 30 bin arası bir yatırım yapmak gerekiyor, ayrıca 10 bin TL bayilik sistemine giriş için alıyorlar.
Pizza Pizza; 30 bin TL bayilik sistemine giriş parası alıyorlar.
DiaSa; 2500€ bayilik sistemine giriş parası alıyorlar, yanı sıra en az 200m2′lik bir dükkanınız olması gerekiyor.
Bun Design; en az 20m2′lik bir dükkanınız olması gerekiyor, bayilik giriş ücreti 1000$-5000$ arası değişirken, yatırım için gereken miktar 15 ila 40 bin arasında değişiyor.
Pronet Güvenlik; yaklaşık 15 bin TL.’lik bir yatırım ile sıfırdan bayilik açılabildiği gibi var olan işletmenize 7500 TL civarı bir masrafla bayilik alabiliyorsunuz.
Donduran Gıda; çiğ köfte ve midye işi yapan Donduran Gıda da bayilik giriş ücreti yok.
Çiğköftemiss; çiğ köfte işi yapan Çiğköftemiss’te de bayilik giriş ücreti yok.

Westwing’den Sizlere Özel 15 TL Hediye Çeki!

Westwing nedir? Almanya’da başlayan müthiş bir özel alışveriş hareketi. An itibariyle 20 ülkede faaliyette olan, ev ve yaşam konseptli ürünleri %70’e varan indirimlerle satın alabileceğimiz bir online alışveriş klübü. Westwing Home & Living, stil sahibi evlerin yeni adresi niteliğinde. Westwing Ailesi, Westwing Türkiye’deki birbirinden özel markaları ince eleyip sık dokuyarak belirliyor, editörler tarafından belirlenen özel konseptlerle ekranımıza düşüyor.

Westwing

Resim-1

Peki kimin başının altından çıktı bu fikir? Dünyanın en çok satan dergisi Elle ve Elle Decoration’da uzun yıllar editörlük yapan Delia Fisher, Almanya’da Westwing akımını başlattı. İyi de yaptı! Şimdi Türkiye’de online alışveriş ve stil önerilerinde bambaşka.

Westwing

Resim-2

Westwing Türkiye, tabi ki bundan ibaret değil. Online dergi bölümü de mevcut. Aynı zamanda dünyadan farklı yaşam stillerinin, son trendlerin ve tasarım harikalarının yer aldığı bir ilham kaynağı.  Ev yaşamına dair ipuçları, pratik dekorasyon tüyoları da cabası.

Westwing

Resim-3

En özel markalar, titizlikle hazırlanan koleksiyonlar ve müthiş indirimler… Bo Concept, Koleksiyon, Maxxdepo gibi tasarım öncüleri seçiliyor. Diğer alışveriş sitelerinden bir başka farkı da stil önerileri, dekorasyon ipuçları, en yeni trendler ve dünyadaki dekorasyona dair olup bitenlerin de yer alması.

Westwing

Resim-4

Bize de böylesine güzel özelliklere sahip bir stil öncüsü www.westwing.com.tr ailesine dahil olmak ve bu özel klübe dahil olmak kalıyor. Görünen o ki, hepimizin dilinden düşmeyecek bu format, fenomen olmaya aday.

Size özel 15 TL indirimden yararlanmak için tıklayın.

Westwing

Resim-5

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Berlin Kaplanı

Dün akşam şirketimin düzenlediği bir etkinlik ile Berlin Kaplanı filmini izlemeye gittim. Biraz film yorumu ve filmin çok kısa bir tanıtımını yapmayı istedim.

Zaten Ata Demirer’i twitter üzerinden takip edenler veya hayranı olanlar filmin fragmanlarını daha önceden görmüşler ve konuyu biliyorlardır. Ama özetlemek gerekirse, Ata Demirer bu filmde pek de başarılı olmayan bir boksörü canlandırıyor; Ayhan Kaplan. Ayhan Kaplan Türkiye doğumlu sonradan Almanya’ya yerleşmiş bir ailenin oğlu, daha sonra aile ile de bağları kopmuş yalnız yaşayan bir genç. Biraz sakar, patavatsız ve başarısız.

Daha sonra gelişen olaylar neticesinde doktorun tavsiyesi ve eniştesinin davetiyle kısa süreliğine Türkiye’ye dönüyor. Her Türk filminin olmazsa olmazı aşkı buluyor, ailesiyle hasret gideriyor, ülkeyle özlem gideriyor, kafasını dinliyor ve dönmeye zamanının geldiğine karar veriyor. Peki filmin özetine dair bu kadarı yeter sanırım.

Benim yorumlarıma gelirsek, filmden bir replik ile başlayalım: “Ben bu sürprizleri yaşama lüksünü kaybetmek istemiyorum.” Filmde gerçekten sürpriz sahnelerle size kahkaha attıracak yerler var. Onun dışında genel olarak film tebessüm düzeyinde gidiyor. Çok kısıtlı, hatta şöyle söyleyeyim sadece bir-iki yerde argo kullanılmış olması, filmin aile filmi olmaya aday olduğunun göstergesi. Filmde komedi unsuru bence kıvamında tutulmuş sonuçta bir stand-up izlemiyoruz ki salondan karın ağrısıyla çıkalım.

Daha önce dediğim gibi Türk filmlerinin olmazsa olmazı aşk unutulmamış, ama o da dozunda bırakılmış aşırıya kaçan hareketler yok, belki de şubat tatili ve yaşı küçük izleyici yoğunluğu düşüncesiyle ateşli sevişme sahneleri yok. (daha önce bununla prim yapan çok film gördük) Film çekimleri için seçilen ortam güzel, karakterlerin tipleri komediye uygun.

Az biraz da duygusal noktalar serpiştirilmiş. Böylece film tam anlamıyla bir Türk filmi olmuş. Aile sıcaklığı, düzeyinde bir aşk, memleket hasreti, komedi ve az biraz da duygu ile içimizden birinin hikayesi gibi.

Filmin güzel yanlarından biri de sanki Almanların aşırı dakik, sistematik, düzenli olduğunu eleştirir gibi yaparak aslında bir özeleştiri de bulunması. Çok fazla filme ait ipuçları vermek istemiyorum ama Ayhan’ın Almanya’daki ek işi, Kemer’e giderlerken selektör yapan araba gibi örnekler mevcut filmde.

Sonuç olarak ben kendi adıma bu filmden epey zevk aldım, ne gülmekten karnıma ağrılar girdi, en duygulanıp ağladım, ne de izlerken geçen yaklaşık iki saatimin boşa gittiğine üzüldüm. Tam aksine diyebilirim ki iyi ki gitmişim, güzel bir akşam geçirdim.

Teşekkürler Ata Demirer.

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button