Archive for Nisan, 2012

Girişimcilik Üzerine Deneme

Az önce eğitime öğle yemeği arası verildi, ben de İstiklal’de fiyatı abartı olmayacak, temizliğine güvenebileceğim ve lezzetli bir yer aramaya koyuldum. Bir iki yeri pas geçtikten sonra zincir restoranlardan birine yerleştim. Öyle ya tüm ülke çapında şubeleri olan bir yer kötü olamazdı.

Otururken önümde duran Amerikan servisteki yazıları okurken düşüncelere daldım. Ramiz Usta Akhisar’daki küçük dükkanından yolculuğa 1928 yılında başlayıp 2012 de ülke çapında onlarca şubeye nasıl çıkmıştı? Marka yönetimi, girişimcilik, cesaret ve belki de daha fazlası. Neden Ödemiş’in ünlü köftecisi Hurşit bunu yapamıyordu da Akhisarlı Ramiz yapabiliyordu? Aralarındaki fark neydi?

Ya da daha büyük düşünelim. Coca-cola nasıl olup da küresel bir şirket haline gelirken Çamlıca neden bunu başaramıyordu? Özsüt ülke çapında üne kavuşurken Süt Çiçeği neden yerinde sayıyordu?

Bu farkı yaratan sadece “Yürü ya kulum” diyen biri olmamalı. Benim inancım herkesin kendi fırsatını kendi yaratması gerektiği yönünde. Hiç kimse Coca-Cola gel bunu tüm ülkeye satalım zengin olalım dememiştir kanımca. Başarının sırrı çok da farklı değil bana sorarsanız. Üstelik sır bile değil diyebilirim.

Önce ihtiyaç yaratmak veya sunulan ürünü/hizmeti bir elitizm göstergesi haline getirmek gerekir (ki Apple bu ikincisi konusunda oldukça başarılı adımlar attı). Hiç yoktan yaratılan bu ihtiyaç pazar olarak dönecektir ve muhtelemen ihtiyacı yaratan olarak pazarın tek hakimi de bir süre biz olacağızdır.

Ardından gelen ürünün kalitesi… Sunulan ürün ya da hizmet belli bir kalite düzeyinin üzerinde olmalı ve aradan ne kadar zaman geçerse geçsin ya da şirketin boyutu ne kadar değişirse değişsin kaliteyi koruyabilmek yaratılan müşteri portföyünü elde tutmak için ön koşul. Aksi takdirde piyasada çoktan üremiş olan rakipler bu müşterileri tek tek elinizden alacaklardır.

Son adım ise yaratıcılık, fırsatçılık ve girişimcilik, yeni ürünler ya da pazarlar yaratıp kendi fırsatını yaratarak bu fırsatlara yatırım yaparak girişimciliğini kanıtlamak. Böylece adım adım büyümek, çeşitliliği artırmak, şube/hizmet ağını yaygınlaştırmak sağlanabilir.

Gözlemlerim ve düşüncelerim sonrası yaptığım çıkarımlar bunlar. Tamamen doğru olmayabilirler, kısmen yanlış veya eksik olabilirler ancak bana göre çözümün temel taşı bu adımlar. Şu anda kulağıma şu sorular çalınıyor : “Madem bu kadar iyi biliyorsun neden kendin denemiyorsun?” Cevabım basit aslında, doğru zamanı ve sermayeyi bekliyorum. Önümde henüz belirsizlikler ve askerlik varken bir start-up kurmak çok saçma olur. Kurup, büyütüp, bırakıp askere gitmek, okulu bitirememek vs. hoş olmaz. Doğru yatırım için doğru zamanı bekliyorum sadece.

Zaman ve şans sizden yana olsun. Kendi fırsatlarını yaratıp onlardan yararlanmanız dileğiyle.

3 Yıllık Hayaller

Spoiler vermeyi sevmem o sebeple dizinin adını anmayacağım ama takip ettiğim Amerikan dizilerinden birinin son yayınlanan bölümünde (7. sezon 20. bölüm :) ) karakterler her üç senede bir oturup kendilerinin üç sene sonraki hallerini hayal ediyorlardı. Ve sonuç hiç bir zaman istedikleri gibi olmuyordu. Çoğu arkadaşım bu bölümün etkisinde kaldı. Ben de düşündüm ve bu konuda kendime dair üç yıl sonrasına vaatleri not almayı düşündüm böylece 3 yıl sonra buraya bakıp, hayallerimin ne kadarı gerçekleşmiş görebilirim.

Bugünün tarihi 12 Nisan 2012 ve tarihler 12 Nisan 2015′i gösterdiğinde aşağıdakileri yapmak istiyorum:

  • Kurumsal bir firmada tam zamanlı çalışıyor olmak,
  • appStore’da en azından beş adet application bulundurmak,
  • Aspen 4 ile 100 saat uçuşu tamamlamış olmak,
  • En az üç tane 50+ ve bir tane 100+ uçuş yapmış olmak,
  • Spin ve stall konusunda tam bir hakimiyet sahibi olmak,
  • ADB’yi almış olmak,
  • Daha iyi bir eve taşınmış olmak,
  • 75 kilo olmak =)
  • En azından bir yıldız dalıcı olmak,
  • MBA de üçüncü dönem olmak,
  • Açıköğretim de altıncı dönem olmak,
  • Blogların her birinde en az 75 yazı sahibi olmak,
  • Yamaç paraşütü dışında düzenli spor yapıyor olmak.

Bakalım bu hedeflerden kaç tanesi gerçekleşecek. Sizin dilek ve planlarınızın gerçek olması dileğiyle…

Türkiye Büyüyor!

Evet, 2011 büyüme oranımız %8.5 oldu ve dünya sıralamasında ikinci olduk. Zaten ülke hükümetimizin de söylediği gibi istikrar, bolluk, refah içinde ilerliyor. Güzel günler bizi beklemiyor artık bize geliyor.

Gerçekten böyle mi peki? Zaten büyük olanların daha da büyüyerek, küçük olanların, içimizden olanların, bizden olanların ise ezilerek büyümesi mi Türkiye’nin büyümesi, refahı, istikrarı bu mu? Maalesef evet, açlık ve yoksulluk sınırları gittikçe yukarı çekilirken, elektriğe zam %10-%10 yapılırken, doğalgaz bir anda %20 pahalı hale gelirken, asgari ücretin aldığı zam %6′yı geçmekte zorlanırken. Biz ülke olarak refah içinde yüzdüğümüzü zannediyoruz.

Şu anda Mart 2012 itibariyle 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 954,40TL ve yine aynı ailenin yoksulluk sınırı ise 3.108,78TL buna karşılık brüt asgari ücret sadece 886,50TL yani ailede iki kişi çalışıyor bile olsa bu ailenin yoksulluk sınırı altında kalması kaçınılmaz. Bunun sonucu ne mi?

Dün akşam yemek yerken bir yandan da haberleri izliyordum ancak aşağıda anlatacağım haber içimi parçaladı ve sonunda kanalı değiştirmek zorunda kaldım. Dün Ankara’da 4 kişilik bir aile ve bir misafirleri sobadan zehirlenerek hayatını kaybetti. Ailenin babası YSK’da sözleşmeli memur idi, yani bu devletin bir memuruydu. Ancak! Sayın başbakanımızın dediği gibi üç değil sadece iki çocuğu olmasına rağmen, bu çocukların biri 5 diğeri 1 yaşında olmalarına yani henüz okul masrafı diye bir kalem hayatlarına girmemesine rağmen geçinemiyorlardı ve baba, bu devletin bir memuru olan o baba, akşamları çöpten kağıt ve plastik toplayıp bunları satarak ev ekonomisine katkıda bulunmaya çalışıyordu.

Evlerinde doğalgaz tesisatı, imkanı olmasına rağmen fiyatları yüzünden kullanamıyorlardı. Kömür sobası yakıyorlardı, devletin yardım olarak dağıttığı kömürlerle yakıyorlardı hem de. Bu devlet, dünyada büyüme olarak ikinci sırada olan, 10 yıldır istikrar, bolluk ve refah içinde yüzen bu devlet, bir memuruna ailesini geçindirecek, aç bırakmayacak, ısıtabilecek, barındırabilecek parayı veremiyordu. Bu sebeple bir aile yok oldu. Henüz 1 yaşında bir bebek ve 5 yaşındaki ablasının gözleri hiç açılmamak üzere kapandı. Bu mu bizim refah anlayışımız?

Ondan sonra ülke büyüyor, Türkiye güçleniyor deniyor. Eğer bu şekilde büyüyeceksek, bence büyümeyi bir kenara bırakalım. Önce halkımıza İnsan Hakları’na uygun bir yaşam sağlayalım, büyümeyi sonra düşünürüz.

İşte Aranan İkili: Projektör ve Kamera

Bir kamera düşünün ki kaydettiğiniz anılarınızı küçük ekranlara sığdırmanızı istemiyor. Kaydettiğiniz görüntüleri geniş duvarlara ve istediğiniz herhangi bir yüzeye yansıtmanıza olanak sağlıyor. Yeni Sony Handycam, projeksiyon özelliğiyle her alanı bir sinema salonuna çeviriyor. Kısa ve eğlenceli tanıtım videosunu izledikten sonra siz de neden bahsettiğimi anlayacaksınız.

Eskiden bilimkurgu filmlerinde rastladığımız teknolojilerden biri daha hayatımıza giriş yaptı. Şimdi isterseniz kışın ortasında önceki yaz tatilinizi evinizin duvarına yansıtarak sevdiklerinizle izleyebilir hatta bunu bir alışveriş merkezinin dinlenme alanında bile yapabilirsiniz. Sony Projektörlü Handycam seçimi size bırakıyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button