Archive for Şubat, 2012

Kartalkaya’yı Ateşleyenler

Hayalin bir dağın tepesine karlarla kaplı olsa da ateşle iz bırakmak kadar zor bir şey olsa bile peşini bırakma. Önce hayal eder, sonra o hayale inanırsın; nasıl yapabileceğini tasarlar ve denersin, yılmadan. Yeterince denersen, neden olmasın?

Onlar tam da bunu yaptı. Karlarla kaplı Kartalkaya’nın zirvesine ateşle iz bırakabileceklerine inandılar. Burn, sadece ihtiyaç duydukları cesaret ve enerji desteğini sağlayarak bir hayali ateşledi. Onlar da tutkularının peşinde yola çıktılar. Boardlarını hazırladılar, pompalarla modifiye ettiler, rampalarını kurdular ve kaydılar. Olmadı, baştan aldılar, onları amaçlarına ulaştıracak şartları gerçekleştirmeyi başarana kadar, tekrar tekrar.

Ve 3. gün de bitip gece yarısı olduğunda Kartalkaya’da istedikleri ateşi yakmayı başardılar. Çektikleri videoyla da ‘İçindeki kıvılcım nasıl kocaman bir ateşe dönüşür’ü hepimize gösterdiler. Tutku ve cesaretle yanmayacak ateş yoktu, inandık. Burn, gençleri tutkularından başka bir şeye kulak asmadan, istediklerini alana kadar denemeye, vazgeçmeden denemeye çağırıyor. Tutkuları cesaretle besleyen kocaman bir ateş yakmak için Burn gençleri ateşlemeye devam edecek.

İçindeki kıvılcımı farket ve büyüt. Burn ateşler.

http://www.facebook.com/BurnTurkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Ece Sükan Benim Bloguma Yakışan Sony VAIO’yu Seçti… Sıra Sende!

Sony, en renkli VAIO serisi için Ece Sükan’la güzel bir işe imza attı. Ünlü moda ikonu Ece Sükan, benim bloguma yakışacak olan rengi belirledi. Blogları tek tek inceleyen Ece Sükan içerik, tasarım ve duruşa göre 6 farklı rengi olan Sony VAIO içinden bana siyah VAIO’yu seçti.
sony-vaio
Ayrıca Facebook üzerinde yapılmış özel bir aplikasyonla Ece Sükan profil fotoğraflarını inceliyor ve sana yakışan Sony VAIO’yu belirliyor. Sen de fotoğrafa tıklayarak Facebook üzerinden VAIO kazanma şansı yakalayabilirsin…

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Rumeli Hisarı’nda Masalsı Bir Aşk Hikayesi!

“Eski aşklar Yeşilçam’da kaldı” lafı klişe olmaya yüz tutmuşken, fırtınalı sevdalar, çekişmeli ilişkiler günümüzde hem magazin basınında hem de yakın çevremizde -buna kendimiz de dahil- karşımıza bolca çıkıyor. Sevgilimizi elimizden almak isteyen dış mihraplar yoğun şekilde çalışırken bize de biricik aşklarımızı elimizde tutmak için yapmamız gereken çok iş düşüyor. Bu konuya nereden geldiğimi açıklıyorum!

8×4 yeni deodorantları Beauty ve Beast için muhteşem bir project mapping uygulaması daha yapmış. Gösterinin hikayesi kısaca şöyle: romantik bir aşk hikayesi kötü niyetli bir ejderhanın tehdidi altına giriyor. Kahraman erkeğimiz çekici kokusunun da yardımıyla güzel kızı kurtarıyor ve hikaye mutlu bir şekilde sona eriyor.

8×4 dünyasını Facebook’tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Yedek Oyuncu

Merhaba,

Çalışanlar bilir, bir yere ilk girdiğinizde sistemi, işlerin nasıl yürüdüğünü neyi nasıl yapmak gerektiğini bilemez insan. Genelde birinin yanına verilir ve bir süre usta-çırak ilişkisiyle kurumun işleyişi, adetleri, püf noktaları vb. öğretilir. Bu noktada bazı ustalar her şeyi öğretmekten kaçınırlar. Çünkü, çırak eğer ustanın bildiği her şeyi bilirse ve yapabilecek seviyeye gelirse artık eski ustaya gerek kalmayabilir. İşte eskiler bundan çekinirler.

Çıraklar ise, işe yaramak için, kendini göstermek için, bir vakit ve nakit kaybı olmadığını kanıtlamak için her şeyi öğrenmeye çabalar. Elinden geleni yapar.

Bu noktada kurum ne düşünür? Kurum çırağın işin tamamını öğrenmesini ve yapabilecek seviyeye gelmesini ister. Çünkü, usta değerli bir elemandır ve piyasada da değeri yüksektir. Her an daha iyi bir teklife, daha rahat bir işe veya emekliliğe kaçabilir. İşte bu anlar için Usta’nın bir yedeğini yapmak lazımdır. Bu sebeple kurum Usta’nın yanına çırak verir. Projeyi öğrenmesini, usta gittiğinde ilgilenebilmesini ister. Yine bu nedenle kurum bir projede tek bir usta çalışmasına sıcak bakmaz.

Kendisi için çıraklık mevkisini zararlı gören bazı ustalar ise çıraklara her püf noktayı öğretmez, hatta bazen projeyi özellikle sadece kendi çözebileceği deyimlerle, noktalarla karmaşık hale sokar. Öyle ki Amerika’da yaşayıp çalışıp, yerini garantilemek için bütün yazılım kod ve açıklamalarını Türkçe yazan mühendisler duydum.

Yedek oyuncu her zaman için kurumun lehinedir ancak bazen ustanın aleyhine olabilir. Yine de şunu unutmamak gerekir eğer usta işinin ehliyse yeri zaten sağlamdır ve çıraktan korkmasına mahal yoktur. Tam aksine çırağı üzerindeki yükü alacak şekilde kullanabilir. Böylece kendisi de bir nebze rahata kavuşur, telefonla kesintilere uğramayan yıllık izinlere kavuşur.

Usta – çırak ilişkilerinizin hep kazan-kazan olması dileğiyle, iyi çalışmalar.

Sabahlara Kadar…

Yıllardır her mezun olan der ki; “Oğlum, sakın mezun olma uzatabildiğin kadar uzat okulu. Öğrencilik en güzeli.” Ben de hep “Tabii,” derdim. “Adam mezun olmuş, 8-5 çalışıyor, parasını kazanıyor. Konuşmak kolay, biz ödev proje diye sabahlarken o fosur fosur uyuyor.” Ne kadar yanıldığımı gördüm son 7 ayda.

Malum 7 aydır staj ve üzerine part-time çalışma derken iş hayatının içine girdim. Kurumsal bir şirkette bilgisayar mühendisliği yapmak da zor iş. Ne açıdan zor? Şöyle ki; benim her zaman kendi projelerim olmuştur ve öğrenci hayatı devam ederken, istediğim zaman gerekirse sabaha kadar oturup üzerinde çalışmışlığım vardır.

Bugünlerde de iki-üç tane eş zamanlı yürütmeye çalıştığım projem var, bunlardan biri de tezim. Diğerleri ise web üzerinde ufak tefek reklam geliri vb. getirecek, maddi bir getirisi olmasa bile manevi olarak çok şey getirecek şeyler. Ancak, işten gel, yemek yap, ye, bulaşığı yıka, evin diğer işlerini yap derken vakit tükeniyor. Değil kendi projelerime, kendime vakit ayıramıyorum çoğu günler.

Sabahlamak istiyorum bu sebeple sonra ertesi günü düşünüyorum, iş var, üzerinde dikkatli çalışmam gereken bir iş hem de. Yaptığım her değişikliğin aynı gece sisteme yansıdığı bir işte çalışıyorum. Yaptığım hata ertesi gün direk müşterilere yansıyacak ve beni zor durumda bırakacak diye düşündüğüm için erken uyuyorum. Uykumu almak ve dikkatimin dağılmaması için.

Özlüyorum sabahladığım günleri, önümde bilgisayarın parlak ışığı, odanın lambaları kapalı, belki de aylardan mayıs, balkon kapısı açık dışarıda sokak köpeklerini kesik havlamaları, ara ara esen serin bir rüzgar ve projeye eşlik eden bazen bir bardak kahve, bazen bir kadeh votka. Özlüyorum o günleri.

Son günlerde en geç yattığım saat bir oluyor. İşler yarım kalıyor, parça parça yapılıyor. Belki bir gün sabahlarım ve bitiririm projelerden birini, belki o gün yine bir mayıs gecesi olur. Cam açık, serin gece havası doldururken odayı. Projemin son satırlarını yazar bitiririm.

Bu yazıyı bitirdiğim gibi.

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button