Archive for Ocak, 2012

Westwing’den Sizlere Özel 15 TL Hediye Çeki!

Westwing nedir? Almanya’da başlayan müthiş bir özel alışveriş hareketi. An itibariyle 20 ülkede faaliyette olan, ev ve yaşam konseptli ürünleri %70’e varan indirimlerle satın alabileceğimiz bir online alışveriş klübü. Westwing Home & Living, stil sahibi evlerin yeni adresi niteliğinde. Westwing Ailesi, Westwing Türkiye’deki birbirinden özel markaları ince eleyip sık dokuyarak belirliyor, editörler tarafından belirlenen özel konseptlerle ekranımıza düşüyor.

Westwing

Resim-1

Peki kimin başının altından çıktı bu fikir? Dünyanın en çok satan dergisi Elle ve Elle Decoration’da uzun yıllar editörlük yapan Delia Fisher, Almanya’da Westwing akımını başlattı. İyi de yaptı! Şimdi Türkiye’de online alışveriş ve stil önerilerinde bambaşka.

Westwing

Resim-2

Westwing Türkiye, tabi ki bundan ibaret değil. Online dergi bölümü de mevcut. Aynı zamanda dünyadan farklı yaşam stillerinin, son trendlerin ve tasarım harikalarının yer aldığı bir ilham kaynağı.  Ev yaşamına dair ipuçları, pratik dekorasyon tüyoları da cabası.

Westwing

Resim-3

En özel markalar, titizlikle hazırlanan koleksiyonlar ve müthiş indirimler… Bo Concept, Koleksiyon, Maxxdepo gibi tasarım öncüleri seçiliyor. Diğer alışveriş sitelerinden bir başka farkı da stil önerileri, dekorasyon ipuçları, en yeni trendler ve dünyadaki dekorasyona dair olup bitenlerin de yer alması.

Westwing

Resim-4

Bize de böylesine güzel özelliklere sahip bir stil öncüsü www.westwing.com.tr ailesine dahil olmak ve bu özel klübe dahil olmak kalıyor. Görünen o ki, hepimizin dilinden düşmeyecek bu format, fenomen olmaya aday.

Size özel 15 TL indirimden yararlanmak için tıklayın.

Westwing

Resim-5

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Berlin Kaplanı

Dün akşam şirketimin düzenlediği bir etkinlik ile Berlin Kaplanı filmini izlemeye gittim. Biraz film yorumu ve filmin çok kısa bir tanıtımını yapmayı istedim.

Zaten Ata Demirer’i twitter üzerinden takip edenler veya hayranı olanlar filmin fragmanlarını daha önceden görmüşler ve konuyu biliyorlardır. Ama özetlemek gerekirse, Ata Demirer bu filmde pek de başarılı olmayan bir boksörü canlandırıyor; Ayhan Kaplan. Ayhan Kaplan Türkiye doğumlu sonradan Almanya’ya yerleşmiş bir ailenin oğlu, daha sonra aile ile de bağları kopmuş yalnız yaşayan bir genç. Biraz sakar, patavatsız ve başarısız.

Daha sonra gelişen olaylar neticesinde doktorun tavsiyesi ve eniştesinin davetiyle kısa süreliğine Türkiye’ye dönüyor. Her Türk filminin olmazsa olmazı aşkı buluyor, ailesiyle hasret gideriyor, ülkeyle özlem gideriyor, kafasını dinliyor ve dönmeye zamanının geldiğine karar veriyor. Peki filmin özetine dair bu kadarı yeter sanırım.

Benim yorumlarıma gelirsek, filmden bir replik ile başlayalım: “Ben bu sürprizleri yaşama lüksünü kaybetmek istemiyorum.” Filmde gerçekten sürpriz sahnelerle size kahkaha attıracak yerler var. Onun dışında genel olarak film tebessüm düzeyinde gidiyor. Çok kısıtlı, hatta şöyle söyleyeyim sadece bir-iki yerde argo kullanılmış olması, filmin aile filmi olmaya aday olduğunun göstergesi. Filmde komedi unsuru bence kıvamında tutulmuş sonuçta bir stand-up izlemiyoruz ki salondan karın ağrısıyla çıkalım.

Daha önce dediğim gibi Türk filmlerinin olmazsa olmazı aşk unutulmamış, ama o da dozunda bırakılmış aşırıya kaçan hareketler yok, belki de şubat tatili ve yaşı küçük izleyici yoğunluğu düşüncesiyle ateşli sevişme sahneleri yok. (daha önce bununla prim yapan çok film gördük) Film çekimleri için seçilen ortam güzel, karakterlerin tipleri komediye uygun.

Az biraz da duygusal noktalar serpiştirilmiş. Böylece film tam anlamıyla bir Türk filmi olmuş. Aile sıcaklığı, düzeyinde bir aşk, memleket hasreti, komedi ve az biraz da duygu ile içimizden birinin hikayesi gibi.

Filmin güzel yanlarından biri de sanki Almanların aşırı dakik, sistematik, düzenli olduğunu eleştirir gibi yaparak aslında bir özeleştiri de bulunması. Çok fazla filme ait ipuçları vermek istemiyorum ama Ayhan’ın Almanya’daki ek işi, Kemer’e giderlerken selektör yapan araba gibi örnekler mevcut filmde.

Sonuç olarak ben kendi adıma bu filmden epey zevk aldım, ne gülmekten karnıma ağrılar girdi, en duygulanıp ağladım, ne de izlerken geçen yaklaşık iki saatimin boşa gittiğine üzüldüm. Tam aksine diyebilirim ki iyi ki gitmişim, güzel bir akşam geçirdim.

Teşekkürler Ata Demirer.

Bilgisayar Mühendisliği, Bilgisayar Bilimleri ve Bilişim İşçiliği

Bugünün yazısına biraz mesleki sıkıntılara değineceğim. Aslında sıkıntı dememeli de yanlış adlandırma demek belki daha doğru. Ya da belki, o da doğru değildir. Bizim meslek biraz karmaşık açıkçası.

Mezun olacağım bölümün adı Bilgisayar Mühendisliği, yurtdışında genelde adı Computer Science yani Bilgisayar Bilimi olarak geçiyor. Aslında o biraz daha doğru gibi, çünkü öğrenim programımız mühendislikten ziyade bilime daha yakın. Temel mühendislik derslerinin pek çoğunu almıyoruz ancak yaptığımız işi de tam olarak bir mühendis mantığı ile en az kaynak kullanarak, en etkin biçimde sonuç verecek ve her geçen gün daha ileriye taşınabilecek şekilde yapıyoruz.

Peki bu karmaşıklığın içinde biz kendimizi nasıl göreceğiz? Bir bilim adamı olarak mı yoksa bir mühendis olarak mı? Aslına bakarsanız özel sektöre çıktığımızda bizim durumumuz ikisi de değil. Bir bilgisayar mühendisinin özel sektörde yaptığı iş Bilişim İşçiliğidir. Çünkü, sahaya iner, işi bizzat üstlenir, üretimi kendi elleriyle yapar.

Başka hiç bir mühendis bu şekilde çalışmaz. Mühendisler projeyi planlar, planı onaylar, dökümantasyon ile ilgilenir, imza yetkisi olur vs. vs. Bu saydığım işleri ise bilişim dünyasında Yazılım Mimarı yapar. Onun yaptığı işin de mimarlıkla çok yakından alakası yoktur ama yine de bazı açılardan yaklaşır.

İşte bu sebeple diyorum ki piyasada çalışan ve henüz Yazılım Mimarı sıfatını kazanmamış her bilgisayar mühendisi aslında bilişim işçisidir, bilişim emekçisidir. Bütün gün ve hatta gece, otobüste, evde, ofiste projenin gerçekleşmesi için, yazılımın kullanılabilir, pazarlanabilir hale gelmesi için doğrudan yazılımın üzerine – planların değil – emek harcar, ter döker kafa patlatır.

İşte bu sebeplerle her bilgisayar mühendisi, bilişim emekçisidir.

Peki olması gereken nedir? Eğitimleri gereği bilgisayar mühendislerinin proje planlama ve yönetimine rol alması ve altında bilişim emekçisi olarak bilgisayar programcılığı önlisans ve teknik lise mezunları yer almalıdır. Ancak son yıllarda ülkemizdeki her meslek dalında olduğu gibi bilgisayar mühendisliğinde de mezun fazlası olması. Yani mezun sayısının, mühendis açığından fazla olması şirketleri ve mühendisleri bu yola sürüklemiştir. Sonuç olarak da mutsuz mühendisler ortaya çıkmıştır.

Kendi adıma bilişim emekçisi olmaktan şikayetçi olmadığımı açıkça ifade edebilirim. Hatta memnun olduğumu söyleyebilirim ve bazen neden programcılık yerine mühendislik okuduğumu da sorguluyorum. Tabi ki bu da biraz toplum baskısı ile oldu, başarılı bir öğrencinin dört yıllık bir bölüm varken iki yıllığı tercih etmesi kabul edilemezdi.

Neyse efendim konuyu dağıttık. Sözün özü odur ki, ülkemizde bilgisayar mühendisleri Yazılım Mimarı sıfatını alana kadar mühendislik değil işçilik yapıyor, eğitimde ise mühendislikten çok Bilgisayar bilimleri eğitimi alıyor. Bu sebeple bence isimlendirmelerin düzeltilmesi gerekiyor.

Bir bilgisayar bilimleri öğrencisi ve bilişim emekçisinden sevgilerle…

Blogum Yaşlanıyor

Merhaba,

Az önce blogum 4. yılını doldurdu. Bu 4 sene içinde acısıyla tatlısıyla pek çok şeyi buraya yazdım. İlk yazılarda bunu bir teknloji blogu olarak açmak istediğimi yazmıştım. Sonra işe duygular girdi, kişisel anılar yaşantılar derken… Karşınızda tamamen kişisel bir blog buldunuz.

Aradan geçen 4 yılda136 yazı yayınlamışım, biraz da taslaklar da var aslında. Yazılmaya başlanıp yarım kalmış öyküler, üzerinden zaman da geçince devamı gelmemiş, gelememiş. Yıllık 34 yazı, aylık da yaklaşık 3 yazı yapıyor. Blogu açarken ki hedefim olan her hafta bir yazıya ulaşamamışım, çok da uzak geçmemişim aslında. Bunun sebebi de zaman zaman verdiğim uzun yazma araları tabii. Bundan sonra daha düzenli yazmak istiyorum. Son zamanlarda yapıyorum da aslında bunu.

Peki bu 4 sene de ne oldu? Neler oldu?

  • Üniversitenin ilk senesinde açmıştım blogumu. Şimdi beşinci sınıftayım (Evet, uzatmaları oynuyorum.), umarım haziranda mezun olacağım bakalım.
  • Bir İtalya macerası oldu bir senelik. Gittik, eğlendik, okuduk, geldik.
  • Lise yıllarında başlamıştım programlamaya, onu ilerlettik haliyle üniversite ile beraber. HTML ile başlayan kod yazma, BASIC ile programlamaya oradan da blog ile paralel C, Java, Android, Php, SQL… diye uzadı gitti liste.
  • Hep hayalimdi pilot olmak, uçmak. Belki uçakların pilotu olamadım ama yamaç paraşütüne başladım; sırasıyla başlangıç pilotu, klüp pilotu, yardımcı eğitmen ve eğitmen oldum. Eğitmenliğe devam ediyorum. Sırada bir türlü fırsat bulamadığım tandem pilotluğu var.
  • Stajımı yaptım, ardından aynı firmadan part-time çalışma teklifi gelince kaldım orada. İzmir, İzmir onsuz olmaz derken; iş peşinde İstanbul’a yerleştik.
  • Blog’a yazdım ara ara, yeni sitemi açtım www.canburaktumer.com da, 62. yazısında yorum özelliğini açtım blogun.
  • Projeler yaptık, yazılımlar yazdık, siteler açtık kapattık, o işe giriştik, bu işin ucundan tuttuk, projeler hayal ettik, gerçekleştirdik, gerçekleştirmedik ama hep hayal ettik. Sonuç olarak bugün burada bu yazıyı yazıyorum memnuniyetle.

Ve bugün yine blogumda bir ilki yapacağım, ilk defa bir video yayınlacağım blogumda. Dilerim ki, bunun devamı videolu dersler ile gelir.

Ayrıca, bundan sonra blogumda geçmişten kalan yazıların da üzerinden geçmeye başlayacağım. Blogspottan, kendi wordpress tabanlı domain’ime geçtikten sonra eski yazılarda format bozukluğu oldu ve ben bir türlü düzenleme fırsatı bulamadım. Bundan sonra umarım onları toparlayacağım.

Dileğim bu blogun daha güncel, daha çok ziyaret edilen, daha şık tasarımlu bir bloga dönüşmesidir. Umarım 2012 dilediklerimi yapacak zamanı verir bana.

Şimdi sözünü verdiğim video ile bağlıyorum sözümü, buyrun blogumdaki ilk videoyu izleyelim/dinleyelim:

Rittr Labs

Aşağı yukarı altı aydan uzun süredir Android telefon kullanıyorum, tabii bu arada onlarca uygulamayı indirip denedim. Kendim bir iki defa “Hello World” yazdım. Ancak hiç bir uygulamadan  blogumda bahsetmedim sanırım. Bugün bir geliştiriciden ve uygulamalarından bahsetmek istiyorum. İlk yüklediğim uygulamalardan biri olan Sit Ups’ın yapımcısı Rittr Labs ve onların Sit Ups dışındaki üç uygulaması daha bugünün konusu.

Arkadaşlarım bilir az biraz göbekli bir insanım, zaman zaman spor, şınav, mekik gibi düzensiz deneyimlerim oldu bu göbeği yok etmek için. İşte o dönemde sanırım PCnet dergisinde görmüştüm Sit Ups’ı. Sizi dilediğiniz 4 programdan birine sokarak programın sonunda 100,150,200 ya da 250 mekik çekmenizi sağlıyordu. 1 ay kadar kullandım sonra yeniden hayatımın düzeni kaçtı. Ama şunu gördüm ki gerçekten acı çektirmeden gelişme sağlıyordu. Her gün biraz daha fazla yaptığımı farkediyordum. O anda gördüm ki Rittr Labs’ın ürünlerini düzenli kullanarak spor olayını çözebilirdim. Yapımcıyı Android Market’te aradım ve o zaman için bir de Push Ups uygulaması olduğunu gördüm.

Push Ups uygulaması da şınav için destek olan ve program çıkartan bir uygulama idi. Hedefler 50,75,100 ve 125 şınav şeklindeydi. 15 gün kadar da mekik, şınav beraber uyguladım. Doğrusu farkı ben hissediyordum. Ve bu beni mutlu ediyordu. Geçtiğimiz günlerde staj ve part-time çalışma boyunca aldığım kiloları (yaklaşık 10 kg.) vermek, vücudumu yeniden şekle sokmak için şirkette spora başladım. Bunu da salona gitmediğim günler bu uygulamalarla desteklemenin yararlı olacağını düşündüm.

Markette tekrar bir arama yaptım. İki uygulama daha buldum bu sefer. Barfiks için Pull Ups ve şu sırt dik dizleri kırarak çökülüp kalkılan hareketi yaptıran Squats uygulamaları. Henüz evimde barfiks çalışabileceğim bir yer yok ancak diğer üç uygulamayı kullanmaya tekrar başladım bu sefer hedefim programları tamamlamak ve bunu da şirketin salonu ile desteklemek.

Amacım çok fit olmak, Kıvanç Tatlıtuğ veya biskolata erkeği vücuduna sahip olmak değil. Ama haftada 40 saat oturarak çalışan, evde oturarak dinlenen, dersi/tezi bilgisayar başında olan biri için azıcık hareket, biraz spor sağlık demek. Aksi hali ise çok kötü ve sağlıksız günleri getirecektir. Bu sebeple bu uygulamaları kullanıyorum ve bir sıkıntı yaşamadığım için de öneriyorum. Android telefon/tablet sahiplerine öneririm.

Yanısıra uygulamalar antrenmanları gün aşırı önerse de dayanıklı olanların her gün yapmasında da bir sorun olmayacaktır. Çok ağır ve zorlayıcı bir şekilde gitmiyor çünkü adım adım artırıyor üzerinizdeki yükü.

Son olarak da uygulama linklerini paylaşıp yazımı bitiriyorum.

Push Ups:https://market.android.com/details?id=com.rittr.pushups
Sit Ups:https://market.android.com/details?id=com.rittr.situps
Pull Ups:https://market.android.com/details?id=com.rittr.squats
Squats: https://market.android.com/details?id=com.rittr.pullups

İyi çalışmalar, sağlıklı günler, yıllar…

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button