Archive for Aralık, 2011

Sevebilme İhtimali

Pazar akşamı İzmir Otogarı’nda bir yandan üşüyüp bir yandan otobüs beklerken aklıma geldi bu şiir. Paylaşmak istedim, Yılmaz Erdoğandan Sevebilme İhtimali:

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam…
Ben seninle bir gün Veyselkarani’de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
Ankara’da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman
özlemeye başladım herkesi…
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..
Bizim Kemalettin Tuğcu’larımız vardı…
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı…
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
solculuk oynamaya başladık..
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla…
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve
Türk Dil Kurumu’na inat bir Türkçeyle…
Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..
Ankara’ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.
Oysa Ankara’da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..
Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..
Ankara’ya usul usul kurşun yağıyordu..
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim
Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım
Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece
Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi’ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini
Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum
Muş ovasının yalancı maviliğini
Otobüs oluyordum bir süre
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde
Otobüs oluyordum
Bir ülkeden bir iç ülkeye
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.
Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin
Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam
Ben seninle bir gün Van’daki bir kahvaltı salonunda
Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği
bir yol üstü lokantasında
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan
Doğubeyazıt’ın herhangi bir toprak damında
Ben seninle herhangi bir insan elinin
terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

Ballı Ihlamur

Bugün moralim fena biraz. Sağlığı bozduk. İki gün kadar önce evde üşüdüm biraz; ne yalan söylemeli tembellik de zor zanaat, kalkıp kombiyi artırmaya üşeniyor insan. Ama sonu kötü oldu sabahına boğaz ağrısı, burun akıntısı vurdu beni.

Ondan sonra dünü ıhlamur, çay, sıcak çikolata gibi ılık ve içimi yumuşak içeceklerle, portakal gibi C vitamini depolarıyla donattık ama nafile. Burun durmaz akar, bünye hapşırmaktan konuşamaz halde…

Bugün bari dedim öğleden sonra bir şirketin doktoruna uğrayayım da, haftasonu da İzmir yolculuğu var bari öncesinde ilaç milaç alırız biraz daha ayağa kalkarız. Malum cumartesi tam gün ayakta, pratik sınav yapılacak; hem de 8 saat yolun üzerine. E bu vücuda enerji lazım, vitamin lazım. Ona da yazık, nasıl bir sene geçiriyor.

Her neyse gittik doktora, anlattık derdimizi. “Boğaz ağrısı, baş ağrısı, burun akıntısı, hapşırık kısaca üşüttüm doktor hanım.” “Baş ağrını bir tarif et bakalım” demez mi. Dedim “böyle ense civarından zonk zonk vuruyor.” “Geç bakalım tansiyona bakalım.” dedi. Demez olaydı. Bana sorarsan yüksek değil 13′e 9,5 ama hanımefendi bundan sonra her gün takip edilmesi gerektiğini söyledi. Eh, biraz moral bozuldu tabi. Zaten baş ağrısı, burun akıntısı yetiyordu.

Bir de reçete yazdı. Pastil, okyanus suyu filan; arkadaş, bunlar bizim sigorta kapsamında değilmiş ki. Oradan da girdi mi bir 50TL para? Gel de moralini bozma.

Neyse sağlık yerine gelsin de. Moral de düzelir, çalışıp para da kazanılır. Zamanında Bosch “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.” demiş. Ben bu durumda onu şöyle düzeltebilirim: “Sağlığımı kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.”

Artık yatma vakti doktor hanım uykuya dikkat dedi. Bundan sonra yok  artık öyle gece birlerde yatıp sabah altıda kalkmak.

Haydi iyi geceler.

Nesine? Hem Büyüğüne, Hem Garantisine!

Biliyorsunuz Yılbaşı Özel Çekilişi Türk Milleti için geleneksel bir heyecandır. Çekiliş yapılırken herkes ekran başına kilitlenir, sizin numaralarınızı taşıyan topların çekilmesi için dualar edilir. Biletinize sonuna kadar güvenirsiniz çünkü onu, uğurlu olduğuna inandığınız bayiden almışsınızdır. Lakin gelin görün ki hep amorti!

Biz de sevgili bloğunuz olarak araştırdık ve son 10 çekilişin 2 tanesinin büyük ikramiyesi Nesine.com’da satılan Milli Piyango biletlerine çıktığını gördük. Bu nedenle biz de dedik ki, neden bu blogda da Nesine.com biletlerinden satmıyoruz? Şanslı okurlarımızın ayağına kadar getirmiyoruz? Hatta bir de üzerine neden bomba gibi bir kampanya yapmıyoruz; 5‘er adet biletten oluşan Amorti garanti paketi alana 1 Amorti Garanti demiyoruz?

Sizce de buradan daha şanslı başka bir yer var mı? TIKLA, HEMEN BİLETİNİ AL!

nesine.com

Şansımız dönecek diye saatlerce kuyrukta beklerken aslında farkında olmadan şansımızı kaçırıyoruz. İnanın hiçbir şey sizi o kadar beklemez! Demem o ki; yılbaşında biletlerinizi benim bloğumdaki link üzerinden alın, siz kazanın biz de mutlu olalım!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Anonim

İzmir gibiyim artık,
Gülmeyi Alsancakta bıraktım,
Coşkuyu Göztepe de,
Aşkı Bornova da.
Asansör kadar yorgun,
Agora kadar yıkık,
Eşrefpaşa kadar belalı,
Basmane kadar vedalara alışık,
Kemeraltı kadar kalabalık,
Yalı kadar cefakar…
İzmir gibiyim yani;
Uzaktan ışıl ışıl ama aslında yorgun
Ve herşeye rağmen Saat kulesi…

 

Bu şiiri internette gezerken bir sosyal ağda gördüm. Google amcaya da sormama rağmen kesin bir kaynak bulamadım o yüzden anonim olarak yayınlıyorum ancak şairi bilen yorumlarda belirtirse ben de eklerim. İzmir’e aşık benim gibi biri için çok şey ifade eden bir şiir.

Apple’ın Gelecek Öngörüsü -1988

Aşağıdaki web sitesinde bulduğum bu videonun 1988 yılında Apple tarafından yapıldığı söyleniyor. Adamların vizyonu o zamandan belliymiş ve bugün iPhone 4s’in Siri’si ve iPad ile bu videoyu gerçekleştirmiş durumdalar. Yani belki henüz tam anlamıyla değil ama hedeflerine doğru adım adım ilerledikleri tartışılmaz bir gerçek.

 

Kaynak: http://gerger.co/yalimslodge/2011/11/03/apples-strategy-leaked-in-a-video-from-1988/

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button