Archive for Mart, 2010

Ateistin Gözünden

Kimi kızar bana, kimi aynı fikirde, bazısı hiç karışmaz. Bir dinin, bir yaratıcının varlığına inanmıyorum ben. Bilimin bir gün insanların zihnindeki Tanrı imajını öldüreceğine, her şeyi bilimin açıklayacağına inanıyorum. Dünyadaki her olayın bilimin, evrenin kuralları dahilinde olduğuna. Kimi panteizm diyor bu inanca, kimi doğrudan ateizm. Belki de ateizmin bir kolu panteizm de.

Bu yazıyı okumaya başlayan inançlı insanlar hor görecek beni; “Gavur”, “Kafir” ve “Dinsiz” diye etiketleyecekler. Ama onlar bilmez ki ben sabah ezanıyla uyanırsam eğer gönlüm huzur dolar; bir kiliseye girdiğimde günah çıkaran, dua eden, mum yakan insanları izlerken gönlüme huzur, içime bilmediğim bir duygu çöker.

En son okuduğum kitabın etkisinde yazıyorum bu satırları : Elif Şafak – Aşk. Kitapla ilgili hiç bir yorum duymamış, okumamıştım başlamadan önce. Kitaba dair tek bilgim bazı hemcinslerimin pembe kapaklı kitap taşımak erkeğe yakışmaz düşüncesi sebebiyle yayınevinin bir de siyah kapaklı baskı yaptığıydı ve kitabın basit, alelade bir aşk romanı olacağını zannediyordum.

Oysa kitap sufizm, Mevlana, sema, Şems-i Tebrizi ve Allah aşkından bahsediyordu. Etkileyici ve sürükleyici bir üslubu var.  Kitabı okurken çokça düşünüyor insan.

Belki bildiklerinden, inandıklarından vazgeçmiyor ama düşünüyor. Kendine nasıl daha huzurlu bir yaşamın kapısını açabileceğini, neyin sesini, semanın güzelliğini düşünüyor. İnsanı düşünmeye itiyor kitap. Düşündükçe karşısına cevaplardan ziyade sorular çıkıyor yeniden. Daha fazla düşünüyor insan.

Kitap bittiğinde elinden bırakmadan düşünmeye devam ediyor sayfalara bakarak.

Tasavvuf tabirinin sadece İslamla sınırlı kalmamasını, diğer dinlerce de, dinsizlerce de yaşanmasını istiyor. Neyin sesine kulak verirken, semazenlerin dönüşlerini, Haktan aldıklarını halka dağıttıklarını izlemek istiyor.

Zaten Mevlananın sözü değil midir “Gel, ne olursan ol yine gel” diyen? Bir barış, bir huzur arayışı değil midir Mevlevilik? O zaman neden sizden farklı düşünenlere bu öfke?

Neden inanmayan bir insanın bile ezan sesinde, kilisede, cami avlusunda huzur bulabileceğine dair inançsızlık? Neden onca suçlama, hakaret ve yaralama?

Biterken : Youtube da çeşitli ney ezgileri

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
ister kafir, ister mecusi,
ister puta tapan ol yine gel,
bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…

Yabancı bir aidiyet hissi

Dün gece Bolzano sokaklarında yürüyordum tek başıma. Piazza Domenicaniyi geçtim, ardından postaneyi geçip sağa Via dell’Isarco ya ye girdim. Amacım davet edildiğim üzere Papperlapapp a gidip Marieyi görmekti. Yapmadım.

Üzerimde bir t-shirt ve gri ceketim ellerim ceketimin cebinde sanki yıllardır bu sokakları arşınla gibi yürüyordum. Tuhaf bir aidiyet hissi. Sanki Bolzano benim, ben Bolzanonun birer parçası gibiydik ama öte yandan sokağın sağına soluna sıralanmış elit görünen barlardaki takım elbiseli adamların, şık kadınların beni tamamiyle yabancı gördükleri bakışları üzerimde hissediyordum.

Piyano sesi yükselen barın önünden geçerken kendi aralarında Almanca / İtalyanca konuşan insanların nedense bana serseri gibi baktıklarını hissediyordum. Ve Bolzanoya yabancılaşıyordum o anda. Düşünüyordum acaba saçım mı, sakalım mı, giyim tarzım mı yoksa tek başıma yürümem mi bana bakmalarına sebepti?

Onlar bana bakana kadar kendimi Bolzanonun bir parçası gibi hissediyordum ya sonra? Her şey tamamen yabancılaştı. Normal bir çarşamba akşamına kıyasla boş olan sokaklardan bir hüzün yağdı yüreğime. Papperla ya giremedim. Camdan baktım içeride bir müşteri ve Marie vardı sadece. Arkamı döndüm.

Piazza Domenicaniye geri geldiğimde havada sanki bir ölüm sessizliği vardı. Her zaman müşterisi olan -kimi zaman liseliler, kimi zaman serseriler, kimi zaman aileler, ilginç bir mekan. – Königde bir tane bile insan yoktu, Temple Bar adındaki İrlanda Pub ı, her gece tıklım tıklım dolu olan Bar sinek avlıyordu.

Bir kahve içimlik König de oturdum. Daha önce pek çok olaya şahit olduğum, kavgaların ikisine fiilen karıştığım bar ne kadar sessizdi. Bütün gece oturup huzur bulabilirdin o barda. Kahvemi bitirdiğimde ağır adımlarla bir dakika yürüyüş mesafesindeki yurduma döndüm.

Hayatımda kendimi en yabancı ama en ait hissettiğim yerlerden birine. Çok garip her şey benim düzenime göre işiyor burada ama yine de her şey yabancı. Dışarıdan döndüğümde evime dönmüşçesine rahatlıyorum, ama bir an geliyor ki onun bana benim ona ait olmadığımı hissettiriyor bu şehir, bu oda.

Aynı anda hem ait olup, hem de yabancı olmak. Bir yandan kalmayı bir yandan gitmeyi istemeye sebep oluyor. Sonunda ne yapacağını bilmeden ellerin ceketinin ceplerinde sokakları arşınlıyorsun. Dün gece yaptığım gibi.

Biterken : Apocalyptica – Refuse, Resist

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button