Archive for Aralık, 2009

Dünya Değişiyor ya Ben?

“The world is changing, I feel it in the earth, I feel it in the water, I smell it in the air.” Yüzüklerin Efendisi Yüzük Kardeşliği filminin giriş repliğinde Galadrielden dinleriz bu cümleyi. “Dünya değişiyor, toprakta hissediyorum, suda hissediyorum, havada kokluyorum.” gibi çevirebiliriz bu cümleyi.

Gerçekten Orta Dünya değişmekte ve büyük sancılar gelmektedir. Ancak aynı zamanda bu cümle gerçek dünyamız içinde geçerli değil midir? Her an dünya değişmekte her geçen saniye, bunu rüzgarda hissedebiliriz, görebiliriz baktığımız her yerde. Asıl önemli soru biz yerimizde mi sayıyoruz?

İnsanoğlu da her geçen saniye bir şekilde değişir ama önemli olan kendini geliştirebilmek ve olumlu değişiklikleri kalıcılaştırabilmektir. Son günlerde hayatımla ilgili aldığım ufak tefek kararları uygulayabildiğimi gördüm. Eskiden bir şeye karar verir yapmazdım; ders çalışmak gibi…

Son günlerde programlı yaşamaya, aldığım kararları uygulamaya başladığımı görünce daha büyük bir karar almayı istedim. Bunu yapmak için beni teşvik eden şey ise daha önceleri dinlediğim sonradan unuttuğum bir şarkıyı yeniden dinlemek oldu. Gizli Özne grubundan Özür Dilerim şarkısını tekrar dinledim ve kendime geldim.

“Özür dilerim, bugün çıkıyorum hayatından.” sözlerini her duyduğumda kendime sordum: “Ben neden bunu yapmıyorum, yapamıyorum?” diye ve gördüm ki artık hiç bir neden kalmamış. Kararımı verdim. Artık O’nun hayatından tamamen çıkıyorum. Ama hemen değil. Hala yapmak istediğim son iki güzellik var aklımda.

Bunlardan birini yapacağım ve o zaman söyleyeceğim artık arkadaş olmanın gereksiz olduğunu, hayatından tamamen çıkıp gideceğimi ve onu da benimkinden çıkaracağımı. Alacağım cevabı da biliyorum. “Tamam, sen nasıl istersen.” diyecek ne itiraz edecek, ne aksi için çaba gösterecek. Büyük ihtimalle de hayatında en ufak bir değişiklik olmayacak. Ama ben artık onun hayatını değil kendiminkini düşünüyorum. Onun mutluluğundan daha önemli artık kendi mutluluğum ve bunun yolu aradaki köprüleri atmaktan geçiyor.

Çünkü ne zaman o köprülerden bir şey geçse, bir söz, bir selam, bir bakış. Benim yakamda hareketlilik başlıyor. Heyecan, hüzün, özlem… Hayır, artık köprüler olmayacak daha fazla.

Umarım bu son kararımı da diğerleri gibi uygulayabilirim ve umarım yararlı olur.

Biterken: Seksen Dört – Sabah Olsun yerini Yüksek Sadakat – Aklımın İplerini Saldım ‘ a bırakıyordu.

Yollara Düşmek

Yaklaşık bir ay oldu başımı trenin camına yaslayıp uyumayalı.  Uyurken çalınmasın diye montumu altıma koyup, sırt çantamın omuz askını bacağıma dolamayalı.

“Hem ağlarım hem giderim.” tarzı bir hayat benim şu sıralar yaşadığım da. Bir yanda sevinç, bir yanda geride bırakılanların hüznüyle bindim beni on bir ay boyunca evim olacak İtalyaya getirecek uçağa. O uçağa binerken elimde belgelerim, bir kaç kelime İtalyanca bilgim dışında bana burada yardım edecek hiç bir şey yoktu.

Erasmus öğrenci değişimi programıydı beni bu kadar uzun süre başka kültürlere mahkum kılan ya da beni on bir ay boyunca özgür kılan. İlk bir ay göz açıp kapayana kadar geçti Sienanın tarih kokan sokaklarında ve haftasonları çevre köylerde. Bir yandan İtalyanca kursumu alıyordum diğer yandan sokakta pratik yapıyor. Boş günümde trene atlayıp Pontedera, Poggibonsi, Empoli geziyordum.

Demir yollarının müdavimi oldum geldiğimden beri. İlk gün dışında şehirler arası otobüs kullanmadım İtalyada. Tren varken, o ninni gibi tıkırtılarla uyur, kontrolör tarafından bilet kontrolü için uyandırılırken otobüse ne gerek vardı ki. Ama dedim ya bir ay oldu trene binmeyeli.

Son bir aydır Bolzanoda geçiyor haftasonlarım. Öğrenci klubü toplantıları, Soprabolzanoya gidip kar görme merakı filan derken. Zaman geçiyor anlamadan.

Her haftasonu geldiğinde kendime bakıp “Bu hafta da mı burada kalıyorum?” diye soruyorum. Biraz tasarruf için yapıyorum bunu aslında. Kısa gezilerden kısıyorum ki tam on gün sonra başlayacak Kuzey Avrupa maceramız daha güzel olsun.

Özledim yollarda olmayı ve sekiz gün sonra bu hasret bitecek. Önce buradan Paviaya arkadaşımın evine gideceğim; ardından da bir ay boyunca -belki daha uzun- her gün girip ucuz bileti kontrol ederek aldığımız ucuz uçak biletleriyle Kuzey Avrupaya.

Gezmek bir alışkanlığa dönüşünce oturmak kötü hissettiriyor. Bu haftasonu Bolzano da oturarak geçen son haftasonum olacak umarım. Bundan sonra uzaklara gidemesem yakınları gezeceğim. Merano, Trento, Bressanone…

Yine uzak planlarım var aklımda. Oturma iznimi almışken, Avrupa da serbest dolaşımım varken. İspanya istiyorum Barcelona, Madrid, Valencia; Fransa Paris, Louvre Müzesi, Eiffel Kulesi, Cote D’azur; Doğu Avrupa. Ve hala İtalya içinde gezmem gereken yerler var. Roma, Torino, Perugia, Napoli, Palermo. Belki Maltaya giderim diyorum.

Kendime zaman yaratmam lazım. Biraz da para yaratsam iyi olur sağdan soldan kısarak. Gezmek artık damarlarımda gezen bir şey gibi. O olmayınca özlüyorum, istiyorum. Uzaklaşmalıyım buralardan biliyorum ve yine biliyorum ki her seferinde olduğu gibi dönerken sanki evime dönercesine bir huzur kaplayacak içimi. Yüzüme geniş bir gülümseme yerleşecek.

İstasyona adım attıktan sonra ilk işim Bei Jimmy’s e gidip, seyyah midemi doyurmak olacak bir ev sıcaklığındaki şehrimde. Daha sonra Könige gireceğim, “Ooo Can, nasilsın?” diyecek Yunan dostum Hari. Onun Türkçe konuşmasına inat ben İtalyanca cevaplayacağım. Gece biterken çantamı bir kez daha sırtıma vurup yurduma gireceğim. Ama önce Hariye kendi dilinde “İyi geceler.” diyeceğim.

2 ya da 3 Ocakta tekrarlanacak bunlar ve bundan sonra umarım bitmeyecek bu seyyahın yolculukları. Yarın Bolzanoda geçecek son haftasonuma hazır olacağım, haftasonu yapacağım son toplantı olacak yarın ki. Pazar günü mü? O gün vizeye çalışacağım. Gezginlik kadar derslere de önem vermeliyim.

Biterken : Manga – Yalan (PowerTürk Rock Web Radyosu)

undan sonra umarım bitmeyecek bu seyyahın yolculukları. Yarın Bolzanoda geçecek son haftasonuma hazır olacağım, haftasonu yapacağım son toplantı olacak yarın ki. Pazar günü mü? O gün vizeye çalışacağım. Gezginlik kadar derslere de önem vermeliyim.

Biterken : Manga – Yalan (PowerTürk Rock Web Radyosu)

Zaman -4

Beş günlük bir tatilin yarın son gününe gireceğim. Aslında tatil dört gündü ama bana yarın da ders yok. Üç haftadır şehir dışına çıkmıyorum haftasonları bu sebeple verimsiz geçtiğine inanıyorum bu günlerin. Ama bu tatil biraz daha farklıydı sanki.

Uzun zamandır yapmak istediklerime başlama fırsatı buldum. Kendi kod bankamı yaratmaya başladım ve bunu internet geneline açmak için altyapıyı hazırlamaya başladım. Hazır kod işine girmişken Phyton ve Perl e de bir el atayım dedim. Elimi verdim sanırım kolum da orada kaldı. Araya bir de ActionScript ve Çağatay Çebi web sitesi için Java dersleri yazma işi girince. Dolu dolu kafa kaşıyacak vakit bırakmayan bir dört gün geçirdim. Buna rağmen eğlenceme de vakit ayırdım.

İnancın evinde Türk gecesi olsun, Latinoda bira yuvarlama olsun, yeniden Uplinke dönüş olsun. Eğlenceyi elden bırakmadım.

Bu arada sık sık da zamanı düşündüm. Saate baktıkça geçmeyen ama gün bazında tutmaya kalktığında ellerimin arasından kayıp giden zaman.

Saniyeler ne kadar yavaş, saliseler bile çok yavaş bence ama günler ve yıllar nasıl da hızla kayıp gidiyor ellerimizin arasından. Saate bakıp bekledikçe geçmek bilmiyor zaman. Yaşamaya bakayım dediğimde ise bir anda yaşamaya vakit kalmıyor sanki.

Boş oturdukça her bir saniye uzuyor, büyüyor, geçmiyor. Bir şey yapayım desen ayların ve hatta yılların nasıl geçtiğine hayret ediyorsun.

Sakin bir nehrin şaşırtıcılığı var zamanda. Nehire bakmazken o coşkun su sesi yanıltır insanı çok hızlı gibi gelir sanki nehir. Dönüp baktığında ise usul usul akan bir nehir vardır karşında. Sen dolunayın altında, köprünün üzerinde nehri seyrederken o usulca akar seni takmadan. Durdurayım desen, ellerinle tutmaya kalksan sadece damlalar kalır ellerinde. Yaşadıklarından geriye kalan anılar gibi. Küçük, güzel damlalar.

Her anı güzel değildir deme bana. Güzeldir yaşamda geçen her an. Hepsi deneyimdir insana. O kötü dediğin anı olmasa deneyimsiz olacaktın o konuda. Ve evet tarih tekerrürden ibaret olduğundan o deneyim gerekecek sana, belki gerekti bile.

O damlaların değerini bilmek gerek. Küçük, güzel, saf damlalar. Aklımızda zamanın bıraktığı izler gibi, küçük, güzel, saf…

Biterken : Pinhani – Beni Al

Bilgisayarı Düşündürmek

Kimi zaman bir yazılımı kullanırken, kimi zaman bir oyunun ortasında, kimi zaman küçücük bir flash oyunda; bilgisayarı düşündürebilenler beni şaşırtıyor.

Bilgisayarın kendi kendine karar verebilmesini sağlamak, yapay zeka denen olguyu ortaya koymak, bilgisayarı düşünmeye itmek işte bu benim hayran olduğun ve yapmak istediğim şey.

Üstelik bunu bir de seviye seviye yapıyorlar oyunlarda kolay, orta, zor diye gittikçe daha iyi düşünüyor. Ne yapacağını senden önce biliyor sanki.

Bir çırpıda bütün olasılıkları hesaplayıp en iyisini seçmekte yatıyor iş çoğu zaman ama o olasılıkları o kadar hızlı hesaplatmak bir yetenek olsa gerek. Kendimi her zaman vasatın üzerinde bir kod yazarı ve iyi bir algoritma yazarı olarak gördüm. Ama konu yapay zekaya denk geldiğinde kilitleniyorum. Ya çok iyi bir şey istiyorum ondan yapamıyorum ya da gerçekten yapay zekaya dair bir problemim var.

Her ne olursa olsun ben ileride bir oyun programcısı ve daha da ötesinde bir oyun stüdyosu yöneticisi olmak istediğim için yapay zekayı anlamalı, çözmeliyim. Bilgisayarı düşündürebilmeliyim. Bilgisayarımı düşünmeye ikna etmeliyim.

Hadi Johanna bu gece beraber düşünüyoruz.

Biterken : Yüksek Sadakat -Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button