Archive for Kasım, 2009

Kendimi sevmiyorum

İlginç bir şekilde çocukluktan gelen bir özelliğimden nefret ediyorum. Nedenini, nasılını, ne zaman başladığını bilmiyorum ama yeni tanıştığım insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyorum. Çekingenlik, utangaçlık veya mallık diyebiliriz. Bence üçü de uygundur. Bir türlü rahat olamıyorum, hayır ne kaybedebilirim diye düşündükçe verdiğim cevap sürekli hiç oluyor. Kazanabileceğim onca şey varken.

Sadece bu özelliğimi yenmek için elimden gelen her şeyi yaptığıma inanıyorum ama hala küçük bir gelişme dışında bir şey kaydedemedim.

Bu küçük problem söz konusu ikili ilişkiler olduğunda devasa bir probleme dönüyor. İkili ilişkilerden kastım bayanlarla olan ikili ilişkilerimde sürekli geride duran, sürekli çekingen takılan, bir şeyler söylemek isteyip de söyleyemeyen bir insan oluyorum.

Oysa ki ne kadar istiyorum yakınında olmayı, konuşmayı, gülmeyi, eğlenmeyi onunla beraberken ama olmuyor. İstesem de yapamıyorum (eğer sarhoş değilsem o zaman bu duygu siliniyor. Ama sürekli de sarhoş gezemem.)

Bu konunun biraz daha üzerine gitmek için ehavk kayıt dönemini kullandım, şu anda AIESEC görevlerini bu konuda kullanıyorum. Elimden gelen en kısa sürede bu duygudan kurtulup rahat bir insan olmak istiyorum.

Keşke nedenini bildiğim bir şey olsaydı bu problem o zaman sorunun köküne iner dipten hallederdim ama yok öyle de değil. Uzun lafın kısası bıktım utangaç, çekingen bir insan olmaktan bunu yenmek için öneriniz varsa yorumlarda alabilirim bu önerileri.

Dinmeyen Özlem B.A.L.

Bundan bir saat önce biraz kestirmek için yatağıma uzandım. Aslında amacım iki saatlik akşam yemeğine kadar bir kestirmeydi ama gördüğüm rüyalar beni erken uyandırmaya yetti.

Yatmadan önce Facebook üzerinde bir arkadaşımın lisemde, B.A.L. da çekilmiş fotoğraflarına bakmıştım. Ne kadar özlediğimi hatırlamıştım o günleri, sınıfımı, arkadaşlarımı, öğretmenlerimi, kantinlerimi, korumu… Saymakla bitmeyecek şekilde her köşesini, her anını.

Şimdi de BALMED e üyeyim. Sürekli onlardan gelen e-postalarla ve etkinliklerle liseme bir nebze bağlı kalıyordum ta ki Erasmus çıkana kadar. Burada tek yapabildiğim okumak oluyor o e-postaları İzmirde katılma imkanım da olurdu bu etkinliklere.

Rüyamda yine şu anda yaşadığım sokakta via Carducci de BALMED şubesi vardı. Şu anda Kolping Haus’un olduğu yerde ben de onların ofisindeydim, pencereden dışarı bakıyordum ve karşı bina “Aman tanrım! Şaka gibiydi.” Bütün binada, şimdiki König Barın üstünde kalan her katta BALMED tarafından açılmış, BAL Kreş, BAL Dans, BAL Spor Klubü gibi küçük şubelerle doluydu.

B.A.L. ı ne kadar özlediğimi o tabelaları okurken anladım. Rüyamda bile o okuldaki iyi kötü bütün anılarım gözümde canlanıyordu. Gittikçe hatıralar daha canlı, rüya daha soluk oldu ve ben içimde dinmeyen bir B.A.L. özlemiyle yatağımdan kalktım.

Ne kadar istesem de zamanın geri dönemeyeceği gerçeği bir kere daha tokat gibi inmişti uyku mahmuru yüzüme, bir kere daha anlamıştım geçen zamanın değerini bilmemenin zorluğunu, bir kere daha kavramıştım anıları, anları ölümsüzleştirmenin önemini.

Biterken :  Serserim – PowerTürk Slow Web Radyosu

Faili Meçhul Kıyak

Fikir Atölyesinin ürettiği bir oyun Faili Meçhul Kıyak ya da kısaca FMK.

Oyunun amacı basit günümüzde gülümsemeyi unutmuş bizlere birilerini gülümsetebilme imkanı sağlamak ve bu gülümseme karşılığında da başkasını memnun etmekten haz duymayı hatırlamak.

Oyunda yapmanız gereken tek şey faili meçhul bir iyilik yapıp bir de FMK kartı bırakmak. Daha sonra iyilik yaptığınız kişiyi izleyip de gülümsemesini görmek ya da görmemek size kalmış.

Daha ayrıntılı bilgi için işte Fikir Atölyesinin konuyla ilgili yazısı :

http://www.fikiratolyesi.com/2009/02/27/faili-mechul-kiyak/

Ayrıca böyle güzel bir fikri yaydıkları ve hayata geçmesine vesile oldukları için kendilerine de ne kadar teşekkür etsek azdır sanırım.

Yeter

Aslında bunları buraya yazmayı hiç düşünmüyordum ama o kadar sinirliyim ki bir yere kusmalıyım kinimi.

Bütün Makedon halkından nefret etmeme az kaldı ve komşu ülkelerinden. Hayır şurada bu akşam ikinci kavgamı yaşadım ikisinin de içinde Makedon çingeneleri vardı. Ve olaylar hep ben hiç bir şey yapmaz sessiz sakin otururken beni buluyor. Anlamıyorum gerçekten anlamıyorum, ben buraya okumaya geldim ama kavgalar benden uzak durmuyor.

İlk kavgada König de çalışan Sırp eleman yine König de çalışan ve yakın arkadaşım olan Yunanın kız arkadaşını başta Yunanı kızdırmak için şaka amaçlı sözle taciz etti. Bir güldük, iki güldük, sonra laf söyledik susmadı. En son Königi kapatırken birbirlerine girdiler ve Sırbın Makedon arkadaşları da olaya girince ben de yiğitliğe bok sürdürmeden Yunanın yanında önce ayırma amaçlı sonra da kendimi kaybedip Sırbı yere sırt üstü vuracak şiddette girdim. Eyvallah onda ayırmak için gerekenden biraz fazla güç kullandım kabul ediyorum.

Ama bu akşam, bu akşam resmen kavga geldi beni buldu. Könige takılan Makedon bir pezevenk var. Hayır, küfür değil gerçek pezevenk hayatını kadın vücudu satarak kazanan bir şerefsiz. Adamla merhabamız bile yok doğal olarak. Gecenin içinde Alman arkadaşımdan “OKe gidelim mi?” diye mesaj gelince Yunan, sevgilisi ve ben gitmeye karar verdik. Ne olduysa bundan yarım saat, kırk beş dakika sonra oldu. Biz bardan çıkmak üzereyken Yunanın ortalığı toparlaması gerekiyordu ve içeride barın sahibi ile beraber bu pezevenk ve arkadaşları takılıyordu.

Bu pezevenk ben kapının yanında beklerken önce elimdeki telefona vurdu. “Ne var?” diyince “Ne ne var?” gibi bir cevap aldım ama ikinci bir kavga istemediğim için sineye çektim. Daha sonra dışarı çıkıp içeri girmeye her geçişte de kasıtlı omuz atmaya başladı, yine biraz kenara çekilip sineye çektim. Bu arada Yunan geldi “Bir şey içer misin? Bir on dakika daha işim var.” dedi. Ben de antibiyotik kullandığım için alkol almadığımdan çay istedim. Sonra çıkıp dışarıda çayımı içmeye başladım.

Dışarıda beklerken pezevenk yanıma geldi “Neden evine gidip uyumuyorsun?” dedi. “Uykum yok.” diye cevap verince “Uyumak zorundasın.” dedi. Daha sonra “Yunanı bekliyorum.” dediğimde “Sen git uyu o bizimle burada içecek.” derken Yunan geldi ve “İşim bitince gideceğiz.” dedi. İşler de o noktada koptu zaten. Pezevenk elimdeki yarısı dolu bardağı aldı yere atıp kırdı. Ben barın sahibi olan arkadaşıma baktım tamam bir şey yok dercesine bir işaret yaptı. O sırada Yunan da bana “Tamam sen git beş dakika sonra görüşürüz.” dedi. Tam arkamı dönmüş yürüyordum bir el omzumdan tuttu. Bizim Yunan “Gel buraya. Sen benim arkadaşımsın.” dedi. Beni yanına çekti ve pezevengin üzerine çullandı.

Bu sefer kavga istemediğim için ben de herkes gibi ayırmaya çalıştım ve bu sefer rakibi değil arkadaşım olan Yunanı tutup kenara çekmek için elimden geleni yaptım. Ama ara ara birbirlerine girmelerine kimse engel olamıyordu. Bu anlardan birinde pezevenk Yunanın kafasına elindeki bardakla vurunca işler iyice kızıştı.

En son ayırmayı başardığımızda bizimkini içeri sokup pezevengi kovduk. Bizimki içeride sinirle bir bardak kırıp elini kesti. Ona pansuman vesaire yaparken pezevengin aklı başında arkadaşlarından biri de yanımızdaydı bu sefer o bana çıkıştı ne dediğini anlamasam da ses tonu anlamam için yeterliydi. “Ne yaptım ya ben?” diye çıkışınca yine biraz söylenip pansumana yardıma gitti.

Yaklaşık iki saatte bizimkini anca sakinleştirdik, bu arada ben küçük çaplı bir sinir boşalmasıyla titremeye ve ağlamaya başladım filan derken. Bu saatte Königi kapatıp çıktık. Yurdumun sokağına kadar da barın sahibi ve Yunan bana eşlik ettiler. Sokağın içinde de König de çalışan Polonyalı garson kadın ve arkadaşıyla beraber yürüyerek yurduma vardım.

Ama artık yetti. Efendi efendi otururken, kapının önünde çayımı içerken neden bu kavgalar beni buluyor anlamıyorum? Neden? Yazarak biraz sinirimi attığım için mutluyum.

Ama o pezevengin yüzünden zaten zar zor görebildiğim Alman arkadaşımla olan randevumu kaçırdım, gerçekten boktan bir gece geçirdim ve aslında şu anda pezevengin yaptıkları için intikam isteyen Yunan arkadaşıma bütün kalbimle katılıyorum.

Bir şekilde bunu ödemeli ama bence cezayı biz değil, polis vermeli hazır hayatını kazanma yolu yasadışı bir faaliyetken bundan yararlanarak cezasını çekmesini sağlamalıyız.

Neyse bu kadar yazdığım yeter.

Biterken : Yeni Türkü – Göç Yolları (da bitti)

Karmaşık, çapraşık

Ne desem ki bilmiyorum duygular çekiştiriyor dört bir yandan.

Bir yanda özlem, diğer yanda özlendiğini bilmek. Bir yanda geri dönme arzusu, diğer yanda buradan ayrılmanın verdiği zorluk.

Sürekli yaşanan gel-gitler bu duygular arasında. Bir öyle bir böyle geçen günler. Bir gece barda kavga ertesi gece aynı barda parti.

Dengesiz bir hayat, sanırım denge yine geri dönünce sağlanacak. O zaman dişimi sıkıp kalan sekiz ayı da geçireceğim. Az kaldı sadece sekiz ay. =)

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button