Archive for Ekim, 2009

Interrail nasıl? Neden?

Interrail hayalim lisede hazırlığı bitirdiğim sene başladı. Babam ilk olarak bahsetti böyle bir şeyden. Daha sonra internetten araştırdım. Çok iyi bir fırsattaı. O tarihten beri her kış yaz için rotalar çıkartıp sonrasında yanıma bir yol arkadaşı arayarak geçti. Ve her sene “sözde” niyetli pek çok kişinin caymasıyla benim hayalim de bir sonraki seneye ertelendi.

Bu hayal kurma ve ertelme işleri halen devam etmekte. Bu arada havacılığa olan merakım sayesinde Eurofighter sponsorluğunda bir hafta İngiltereye gittim. Bu sayede yurtdışı korkumu da yenmiş oldum. Sahip olduğum İngilizce anlaşmama yetiyordu. Zaten anadolu lisesi mezunuydum hem de İzmirin en iyisinden BAL dan.

Yurtdışı korkumun ortadan kalkmasıyla Interrail hayalim iyice alevlendi ama yanıma kimseyi bulamıyordum bir türlü. Tek başıma da gitmek istemiyordum. İnsanın her zaman yanında bir soluğa ihtiyacı olduğunu düşünerek. Bu düşüncemi de şu günlerde İtalyada yaptığım yalnız tren yolculuklarıyla eledim. İtalyada bir erasmus programı öğrencisi olarak sadece okula gidip gelmekle sınırlı tutamazdım onbir ayımı. Bu sebeple neredeyse her haftasonu ver elini bölgesel trenlerin ikinci sınıf vagonları diyerek geziyorum.

Artık interrail için önümde hiç bir engel kalmadığına inanıyorum. Bu sebeple bu onbir ayın sonunda İtalyayı bitirmiş çevre ülkelere adım atmış biri olarak Avrupayı tamamlamak amacıyla bir İnterrail planım var.

Tabiki bulabilirsem yanıma bir arkadaşda alarak ama bu sefer bulamazsam da sorun değil. Tek başıma da olsa gitmeyi istiyorum. Çantasmı sırtıma vurup, biletlerimi cebime koyup yollara düşmekten korkmuyorum artık.

http://ozlem-pansiyon.blogspot.com/2009/09/seyahat-bursu-genc-gezginler-aranyor.html Bu adresteki seyahat bursu da benim için iyi bir fırsat olabilir diye düşündüm ve başvuruda da bu blog yazımı kullanmayı planlıyorum.

Ve yazının sonuna da bu bursa başvururken neden benim bu bursa uygun olabileceğime dair bir kaç noktayı yazmak istiyorum:

+ İtalyanın Bolzano bölgesinde Erasmus yapıyor olduğum için ister istemez İtalyanca ve Almanca da öğreniyorum. Yanına İngilizceyi de koyunca üç yabancı dil yapar böylece Avrupa da sıkıntı çekmem.

+ Pasaportumda İtalya ve Schengen vizesi olduğu için tekrar vize almam daha kolay. Ayrıca önümüzdeki günlerde bir yıllık İtalya oturma izni olacağı için Interraile çıktığım tarihlerde muhtemelen Avrupa içinde serbest dolaşım iznim de olacak.

+ http://gezelimyazalim.blogspot.com adresinde Ases adıyla gezi yazılarımı yazıyorum. Ayrıca http://www.canbu.info da da kendi düşüncelerimi yazıyorum.

+ Üniversite öğrencisiyim. Durumum vasat sayılmaz. Aktif spor yapıyorum. Sigaram yok. Yani bu bursu gereksiz ve sağlıksız bir şeye değil tamamen gezide ihtiyacım olan şeylere harcayabilirim.

+ Aktif olarak yaptığım spor sürekli kamp yapmayı gerektirdiğinden. Açıkta uyumakla bir sorunum yok. İstasyonlar vs. gayet uygun yerler.

Geziyle ilgili başka bir yazı için : http://www.canbu.info/?p=116

Bilgisayar, Türk kahvesi ve daha bir sürü şey…

Çarşamba sabahından beri bilgisayarım bir garip. Masaüstünün gelmesi bir beş dakika sürüyor masaüstü geldikten sonra Antivirüsün kendine gelmesi bir beş dakika daha sürüyor. Ardından da hiç olmadığı kadar yavaş çalışıyordu. Bu arada da HDD ışığı hiç sönmeden yanınca “Eyvah! Gitti HDD! ” diye düşünmeden edemedim.

Neyse biraz araştırma sonucu önce arkadaş önerisiyle antivirüs değiştirip tarattım canımı yok bir şey. Sonra başka bir arkadaş önerisiyle ComboFix i buldum. O taradı o da bir şey bulamadı. Bilgisayarı güvenli modda açtım. Orada tarattım yine yok bir şey. Açayım dedim bir de disk birleştireyim. Aman allahım disk birleştiricinin görsel kısmı kıpkırmızı. Parçalanmadan kaydedilmiş bir dosya yok HDD te. 40 Gb ın disk birleştirmesi tam 6 saat sürdü ki yetmedi üzerine bir tane daha yaptım o da yaklaşık 3 saat aldı. Şimdi disk çoğunlukla mavi :) Ha bir tane daha yapacağım o ayrı. Sonra bir de /f /r parametreleiyle CHKDSK yaptırdım. Ondan da temiz sonucu çıktı artık içim rahat bilgisayar bir nebze daha hızlı. Bunlara ne kadar mı vakit harcadım 20 saatten biraz fazla. Ama bilgisayarımı toparlamak için gerekirse 7×24 çalışabilirim kahveye dayanarak.

Neyse sistem şimdi iyi gereksiz şeyleri de sildim. Sadece bir kaç program ve Ubuntum var artık Windowsun üzerinde. Bugün bir disk birleştirme daha planlıyorum ama bakalım artık. Disk masmavi olana kadar yapma taraftarıyım :D

______________________________________________________________________________________

Tabi kısmi bilgisayar ve internet bağımlısı bir insan olarak bu süre zarfı bana biraz cehennem azabı gibi gelmedi değil. Oturdum “HTML, XHTML & CSS for Dummies” okudum, “Topolino” okudum, İtalyanca çalıştım günlerdir koridorun diğer ucundaki mutfağa gitmeye üşendiğimden yapamadığım Türk kahvemi yaptım ki, sormayın nasıl güzel oldu; nasıl güzel oldu? Şekeri biraz fazla da olsa köpüğü, telvesi tam yerinde bir kahve içmeyeli en azından 47 gün olmuş. Bu arada espressoydu, macchiatoydu, cappuccinoydu içtik ama Türk kahvesiyle boy ölçüşebileni görmedim daha.

Türkiyeye dair ne varsa özlemi var içimde. Nargilesi, kahvesi, denizi, çimleri, rakısı…

Kahvenin verdiği mutlulukla nasıl içim kıpır kıpır anlatamam. Az sonra da gidip bir yemek yemeyi planlıyorum yemekhanede sonra istasyon yolları gözükür yine bana bir sonraki hedef Milano. Tren biletinden ne kadar kâr edersem, Milanoda harcayacak o kadar ekstram olur düşüncesiyle trenitalia.it in altını üzerine getiriyorum.

Bu arada bilgisayar mühendisliği okuyan arkadaşlara tavsiyem bir girip incelesinler sistemi. Altyapıda çok iyi kodlanmış bir graph sistemi var gibi geliyor bana. Aslında daha fazla da seçenek sunulabilirdi. En ucuz, en kısa süren, en az aktarma yapan gibi. Şu anda sistem direk olarak en kısa süreni hesaplıyor sanırım.

Çünkü Bolzanoya gelirken Bologna da Bolzano trenine bindik, ardından Verona da Bolzano treninden inip Münih trenine aktarma yaptık çünkü sistem biletimizi öyle vermişti, çünkü Münih treni Bolzanoya 15 dakika önce varıyordu. Yine de sistem iyi. Güzel bir döküm çıkarıyor önümüze.

Veritabanına Giriş dersinin de ilk “Milestone”u bitti sırada ikincisi var adım adım yaklaşıyor bakalım onda ne yapacağız? Sunum beklediğim kadar iyi geçmedi yine hocaların önünde heyecan yapıp kilitlendim kaldım. Arkadaş bir hocaya sunum yapmak bir kıza açılmaktan daha zor yahu. Neyse bugünlük bu kadar yeter sanırım. Özlemişim normal çalışan bilgisayarı.

Biterken : Bilgisayarımın fan sesi :P

21 Oldum

Yirminci yaşımı da bitirip yeni bir yaşa adım atalı iki gün oldu. Facebook ve cep telefonları hatırlatmayınca çok az arkadaşımın bunu hatırlaması biraz üzücü oldu ama elden bir şey gelmiyor. Belki de gözden uzak olan gönülden de uzak oluyor gerçekten. Bolzano da tek başıma geçirmeyi düşündüğüm doğumgünüme Uni-Party nin düzenlediği “Narghilé Night” denk gelince bana da biraz eğlenme imkanı çıktı.

Partinin sonunda buradaki arkadaşlarıma doğumgünümün geçmişte kaldığını söyleyince bana biraz kızdılar onlara söylemediğim için.

Ve bu gece König e gittiğimde Hari de dün doğumgününmüş neden söylemedin diye sitem edince. Burada çok fazla arkadaşım olmadığı için kutlamak istemedim dedim ve biz varız ya cevabını alarak sustum. Söz verdiği gibi rakıyı getirmişti Hari yanına üzerlerine zeytinyağı ve kekik serpilmiş peynir, domates ve salatalık da gelince tadından yenmeyecek bir akşamın başladığına ikna olmuştum.

Zaten tokat gibi biz varız cevabını yapıştıran Hari bir de rakıyı getirince gözümde iyice on numara insan sınıfına giriyordu. Bir Yunanın bir Türke bu kadar sıcak davranmasını beklemeyen benim için önce İngilterede Alexander ile ardından burada Hari ile tanışmam bu katı tutumumu yenmemi sağlayan neden oldu.

Rakımızı yudumlar, şarkımızı söyler, mezemizi götürürken Cansunun içeri işaret yaptığını gördüm ama daha çok bunu Elife hayran olan Hariyle aralarında bir şey olduğunu düşünüyordum ki ışıklar söndü ve içeriden üzerlerinde mumla üç dilim tramisu geldi ki o gelirken bir yandan da “tante aguri a te” sesleri geliyordu.

Beklemediğim bir anda yine mars olmuştum doğumgünümde tıpkı bundan önceki sene ehavkla pidematikte kutladığım doğumgünüm gibi ters köşeye yatmıştım. Mutluluk, hüzün, özlem o sırada hissettiğim duygulardan sadece üç tanesiydi.

Hepsine teşekkür edip. Gerçekten adını hakeden müthiş lezzetli İtalyan tramisusuna yumulduk. Ve böylece yirmi birinci yaşıma girerken de zannettiğim kadar yalnız olmadığımı anladım. Ki zaten bundan iki saat sonra arkadaşlarımla doğumgünümü gecikmeli de olsa Bolognada kutlamak üzere trende yol alıyor olacağım. Uykusuz geçen bir gecenin ardından Bolognada bir iki saat uyuyabilrsem yarın gece de uzun ve zevkli olacağa benziyor.

Biterken : Özlem Tekin – Aşk Her Şeyi Affeder mi? (Powerturk Rock Web Radyosu)

Zaman zaman zaman -3 (Görece)

Zaman… Zaman… Zaman…

Her şeyin ilacı, durmak bilmeyen, yenilmek bilmeyen zamanı tanımlarken kullandıklarımız arasında. Sorun zamanı ölçmekte ortaya çıkıyor daha çok. Kısa, uzun, yakın, uzak, çok, az, çok az … Ve daha pek çok sıfatı zamanı ölçmek için kullanabiliyoruz. Peki görecelilik?

Bundan iki yıl sonrasını düşünürken ne kadar uzak olduğunu düşünüyoruz. Önümüzde daha kocaman bir iki yıl var kim bilir neler olur, kim bilir neler değişir? Öyle değil mi? Yanlış mı düşünüyorum iki yıl sonrası ne kadar uzak, iki yıllık süreç ne kadar uzun…

Geçmişe bakalım iki yıl öncesine ben henüz üniversitenin ilk sınıfına başlamışken, ne kadar yakın sanki iki yıl geçmemiş aradan da dün gibi. Arkadaşlarımla tek tek tanışmam, dersler, algoritma, ödevler ve ayrılık. Ne kadar yakın görünüyor. Yo, hayır iki yıl olmuş olamaz sanki dün gibi oysa önümüzdeki iki yılda çok değişecek diye düşünüyordum az önce. Hani iki yıl uzundu, çok şey değişiyordu.

İki yılda tek değişen uzayan saçım ve sakalım oldu. Onun dışında her şey aynı şekilde devam etmekte. Hani bir söz var : “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” diye. Aslında değişen hiç bir şeydir, sabit kalan her şey. Zaman yetersiz, zaman hiç bir şeye çare değil, zaman boşuna geçiyor.

Zaman sensiz geçiyor her şeyden önemlisi. Demir Demirkanın söylediği şarkıdaki gibi “Hayat sensiz olmuyor.” Gelgelelim hayatın seninle geçme imkanı da yok artık. Bekliyorum zaman geçsin sensiz ama göreceli. Bekkliyorum zaman geçsin değişim gerçekleşsin ama bazı şeyler aynı kalsın.

Belki de biraz daha cesur olmalıyım artık. Bon Jovi gibi “I like to jump but I afraid to hit the ground.” demektense Şebnem Ferah gibi “Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin demeliyim.” Belki de kendimi biraz daha zamana emanet etmeli ve beni değiştirmesi için dua etmeliyim inanmadığım tanrıya.

Belki de…

Biterken : Şebnem Ferah – Deli Kızım Uyan (Okan Bayülgenin okuduğu şiir eşliğinde.) link : http://www.facebook.com/video/video.php?v=70852499160

Çivili Yatak

“aslında bir egitim yöntemi olarak kullanılan yataktır. hemen herkes bilir ki insanların bir cogu rahat bir uyku uyuyamadıgından sikayet eder.gun içerisinde yasadıgı olayların gece dusunulmesi sebebi genelde gerilen beden ve zihin sebebi ile kişi iyi uyuyamaz bu sebeble dinlenemez ve surekli bir yorgunluk hisseder.işte bu yatak ise hem zihnin hem de beden üzerinde ki iradeyi kuvvenlendirmek için kullanılır. esnek ve gergin olmayan bir beden ve zihin ile yatmak zorundadır(!!).tersi olursa uyuyamaz.eger gevseyemez ise kus tuyu yatak olsada uyuyamacagından kişi gevseme ,rahatlamayı zorunlu hale getirir..beden ne kadar gergin ise acıyı o denli kuvvetli hisseder (etki- tepki).bu sebeb ile kişi gevsemeye sakinlesmeye,iradesini ve zihin denetimi kazanmak için bu yöntemi kullanır.bu yatakta da yastık bulunmasının sebebi kafaderisinin ne kadar esnek olursa olsun kemiklere yakın olması ve saga sola dönmede göze ve kulaga civi batmasını engellemek içindir.”

kaynak : http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=civili+yatak (2 numaralı entry – yazar : su hayat bitse de gitsek )

Dün gece sanki böyle bir yatakta uyudum. Yine bizim Türk kızlarla beraber dışarı çıkmıştık.  Bir yarım saat içinde Bolzano turumuzu bitirdik ve bu esnada hiç bir cafe ve/veya barın açık olmadığını gördüğümüzden yine kürkçü dükkanına Erkanın işlettiği König Bar a döndük.

Bu akşam her yerin de kapalı olması sebebiyle hepimizde bir memleket hasreti, bir sıla özlemi, bir depresiflik söz konusuydu. O kadar ki Erkan ve Harry bile defalarca neyiniz var diye sordular. Bütün gece masada konuşulan tek konu Taksim, Ortaköy ve Alsancak oldu.

Ardından saat bir gibi yurda döndüğümde uykum yoktu. MSN de Pınarın doğumgünümü kutladığını görünce saatin 12 yi geçtiğini benim için bir yılın daha bittiğini anladım. Ama hala uykum yoktu ve ertesi gün (yani bugün) girmem gereken dersler vardı.

Yatağa girdim. Aklımda kırk tilki dönüp kırkının da kuyruğu birbirine değmezken uyumaya çalıştım. Sabaha karşı dalmışım onda da huzursuz bir rüya görüp uyandığımda rüya sırasında yatakta iki tur döndüğümü battaniyemin bana deli gömleği gibi sarılmasından anladım.

Tam kendimi düzelttim bu sefer rahat bir uyku çekerim derken telefonumun titreşimiyle tekrar ayıldım. Teyzem doğumgünümü kutluyordu. Gün içinde dersimi bölmemek adına aramamıştı. Teşekkür edip tekrar uyumaya çalıştım, saate baktım alarmın çalmasına bir saat on beş dakika vardı.

Bir saat on beş dakika da bütün gecenin ilk deliksiz ve rahat uykusunu uyuyarak çıktım çivili yatağımdan. Doğru düzgün uyumadığım halde üzerimde yorgunluk hissi yok. Hatta bugün odamın temizlik günü olduğu için ve eğer temizlik görevlileri odayı dağınık bulurlarsa bunu yazılı raporla yönetime bildirdikleri ve bu durumda benim dağınıklığım için ekstra temizlik ücreti ödemem gerektiğinden odamı bile topladım. =)

Şu anda odam hiç olmadığı kadar toplu ve temiz. Ve şimdi de içeri temizlik görevlisi girdiği için yazımı bitiriyorum. Görüşmek üzere =)

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button