Archive for Ağustos, 2009

Duyuru

önümüzdeki bir ay boyunca internet bağlatım olmadığı için blog yazıları biraz aksayacak. 25 Eylül sonrasında görüşmek üzere…

Ver Elini İtalya

Evet, 12 gün kadar sonra Erasmus aracılığı ile 11 aylığına İtalyaya gidiyorum.

Yakında bu konu hakkında http://erasmusrehberi.blogspot.com adresinde yazmaya devam edeceğim. Şimdi asıl yazı konuma gelmem daha iyi olacak gibi.
İtalyaya gitmekten biraz korkuyorum ama biliyorum ki her açıdan iyi olacak benim için. Her şeyden önce farklı bir deneyim olacak, kendi ayaklarım üzerinde durmak, 11 ay yurtdışında “yaşamak”, eğitim ve iş yaşamım açısından özgeçmişimde güzel duracak bir şey olacak. Ancak benim için en önemlisi bu hatıralarla dolu şehirden, her an her şeyin bana bir şeyleri hatırlatmasından kurtulup, yaşanmamışlıklarla dolu bir ülkeyi yaşanmışlıklarla, hatıralarla dolduracağım.
Yaşanmamışlıkların yerini hatıralar alırken biliyorum ki ben de kendimi gittikçe oraya ait hissedeceğim. Zamanı geldiğinde geri dönmek de zor olacak. Ama kim takar?
Kafamı boşaltmak hatıralardan, hüzünlü sokaklardan, neşeli barlardan uzaklaşmak için sadece 12 gün kaldı. Yeni hatıralar elde etmek için sadece 12 gün.
İlk günlerde çok zorlanacağımı kabul ediyorum. Bilmediğim bir yerde, bilmediğim bir dille, bildiğim bir şeyleri yapmaya çabalayacağım. Tabi ki zor olacak ama katlanmak gerekecek. Uzun ve mutlu bir 11 ay için katlanmalıyım.
Göktan’ın Sen şarkısında söylediği gibi: ” Güneş doğduğunda, başka bir şehrin sabahında olacağım. Her insanın bir öyküsü vardır ya, benimki de böyle işte. Bu sabah pencerene bak, bu koca şehri sana bıraktım. Başka bir şehrin sabahından, başka bir dilde : Elveda!”

Ay yüzlüm

Bu gece fark ettim ki şu dünyada sevdiğine “Ay yüzlüm.” Demek kadar büyük bir iltifat, bu kadar büyük bir övgü olamaz. Öyle ki bundan iki sene önce “hayatım” dediğim insana şimdiki aklım olsa “ay yüzlüm” derdim.

Zaten bir insan “hayatım” diyecek kadar değer vermenin, kendi hayatınla eş tutmanın inanılmaz derecede büyük bir aptallık olduğunu acı deneyimlerle öğrendim. Neyse çok uzaklaşmadan ay konusuna dönelim.

İki gecedir evime çıkarken mecburen geçtiğim manzara veya kartal tepesi dediğimiz yerde benim geçtiğim saatlerde ay doğumuna tanık oluyorum ve öyle bir anda çıkıyor ki karşıma etkilenmemek imkansız. Tam Allahın s.kt.r ettiği viraj dediğim radyonun çekmediği, dolunaylı gecelerde ay ışığının bile ulaşmadığı bir virajı döndükten sonra kısa bir rampa ve manzara tepesi karşımda kıpkırmızı bir yarımay.

Bir ayın doğumu ve batımı ve denizde yaptığı yansıması bu kadar güzelken. Nasıl olmuş da yıllarca sayılı şairin, yazarın eserlerine konu olmuş anlaşılır gibi değil. Günbatımı ve doğumu bu kadar çok romantizme dair yapıtın temelindeyken şu an karşımda bütün güzelliğini sergileyen güzeller güzeli ay nasıl hor görülüp kenara itilebilir ki?

Siz hiç ayın doğuşunu izlediniz mi? Özellikle dolunay akşamlarında denizin üzerinden gelen kıpkırmızı bir tepsi, denize de kırmızı ışığını vurarak, denizi kırmızıya boyayarak geçtiğinde ve gökte yükselip etrafı aydınlatan bir lamba halini aldığında her anını kaçırmadan izleme fırsatınız oldu mu?

Eğer olmadıysa ayın güzelliğini anlamanız çok zor. Neden bir insana “ay yüzlü” demenin en büyük övgü olduğunu asla anlayamaz, ayı doğumundan batımına izlemeyen biri.

İki yıl aradan sonra biraz daha büyümüş, biraz daha olgun olarak diyorum ki. Sana “hayatım” dediğim için çok üzgünüm. Kendi kendime kızıyorum seni “yaşamım” ile kıyasladığım için. Keşke o zamanlar ayın ne kadar güzel olduğunun farkında olsaydım ve senin en az ay kadar güzel olduğunu görebilseydim. Ve sana sarıldığımda dudaklarımdan dökülen sevgi sözcüğü “ay yüzlüm” olsaydı. Dünyanın en güzel manzarasıydı senin yüzün ve tıpkı doğan bir ay gibiydi.

Biterken : Gece kuşları & Cırcır böcekleri – Gece Sesleri

Manzarada -> Doğmakta olan yükselmemiş ay.

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button