Archive for Nisan, 2009

Neden

“Neden yapacağımı bilmiyorum. Sadece sıkılıyorum. Artık bazı şeyler boğuyor beni. Her şeyi sana anlatıyorum. Belki de biraz ders almasını istiyorum. Gerçek bir neden yok aslında sadece bunu yapmak istiyorum. Daha zamanına da karar vermedim. Üzerimden bir yük kalkacak gibi. O gün bu defteri denize atacağım ve fikirlerim de ‘Ege’ Denizinde kaybolacak. Tek bildiğim yapacak olmam. Daha sonra olgunlaştıktan sonra geri döneceğim. Dönüşüm güzel olacak. 18 ay bekleyeceğim dönmeden önce böylece olgunlaşmış olacak.”

Keşke insan aklına geleni anında yazıya dökebilseydi. Dün gece iki sularında rüyamdaki kişi günlüğüne yazıyordu bu metni. Bir ayrılığın hazırlığıydı yazdıkları. Nedeni belirsiz bir ayrılığın habercisiydi bu satırlar. Gece yazmak istedim yapamadım.
Oturup ayları saydım rüyanın etkisiyle 20 ay olmuştu ve geri dönmemişti. “Rüyaymış.” diye hayıflanarak geri döndüm uykuya. Sabaha kadar deliksiz uyumuşum. Uyandığımda hala aklımda metinden parçalar vardı. Bölük pörçük de olsa yazmak istedim bu metni, belki ilk gördüğümde çok daha anlamlıydı ben unuttum. Belki gerçekten anlamsızdı gözümde büyüttüm.

Ve soframda adını söylüyordun yeni rakı adında eski bir dosta

SANA ŞİİR YAZMAK
Kalbimdeki esinti rüzgarları vuruyordu yüzüme
En yalın haliyle karşında bir adam duruyordu
Hesabını sormadan gitmeyeceği bir aşk için ağlıyordu
Çareyi derdi tasayı kendinden bir türlü atamayan
Yada onların peşini bırakmadığını düşünen bir aşktı
Ve son olmasında temenni kalıyordu yarınlara
Geçici bir halk türküsüydü
Sadece bir kez çalınıp söylenebilecek
Ardında umutsuz kırlangıç sesleri bırakarak
Bir sevda limanından ayrılığın portreleri çıkıyordu
Yaralarımda dermanı olmayacak kırıntılardı gözlerin
Ve gözlerindeki hasret uğultuları çınlıyordu kulaklarımda
Sana dair bir aşk şiiriydi,sen nefretle bakarken gözlerime
Yalancılığın sınır noktasında nöbette gibi bir halin vardı
Doğruluk payı bırakılmamış bir aşk içindi benim sana sevgim
Bir seni seviyorumu bile doğru dürüst söyleyemeyen, 
Bir adama şiir yazmak kolay geliyordu senin hakkında
Ve senin hakkında konuşmak 
Her saat başı seni sevdiğimi hatırlatmak birilerine
Yazık olmayan bir rakı kadehiydi oysa sana içmek
İçtikçe içesi gelinen akşamların ışığındaydı
Ve soframda adını söylüyordum yeni rakı adında eski bir dosta
Çocukuluğun en masum hallerine geri dönüyordum sen gelince
Sen gelince şenlik havasında kutluyordum gelişini, gün batımında
Hiç bir zaman gidilememiş bir piknik havasındaydık oysa
Mangalımızın yakılamadığı bir aşk çarpıntısında
Vejeteryan bir aşka mı gebeydin bilmiyordum ki
Galiba ben yanında olacaklar listesinde değildim
Ya da senin yoklama defterinde adım yoktu 
Kaydımı yaptıramadığım bir okul gibiydin
Uzaktan camlarında bakarak geçiriyordum
Senin cama çıkma ihtimallerini değerlendirerek
Ne denebilecekse oydu işte senin hakkında
Sevmenin tarifini kim adam akıllı yapabilmişti ki
En kısa ve en güzel olanıydı seni seviyorum demek
Gecenin siyah bir bulut eşliğnde üstümüze çöküşüydü ayrılık
Ve ayrılık zor bir vakitti gidilmek istenmeyen bir şehire doğru
Uzağında uzağında olmak kadar zordu işte
Kendi yanımıza aldığımız iki kalp vardı
Biri sevmeye dair yemin etmiş
Öte ki ise sevmemeye en başından yemin etmiş
Her yanda yalancı bahar ayları vardı 
Önce güneş açıyordu,
Sonra birden yağmur bastırıyordu bize doğru
Oysa herkes tedbirli bir şemsiye eşliğindeydi
Islanan sadece bizler oluyorduk yalancı ve yabancı bir şehirde
Yabancı olan bizmiydik yoksa gittiğimiz yerler mi yabancıydı bizlere
Tartışılmaya açık bir şehir akşamıydı
Kadehlere sorulması planlanmıştı oysa bizim aşkımız
Evliliğin nasıl gidiyordu merak ediyordum sadece
Aşkımızda basına yansımamış bir çok hadise vardı oysa
En yansıtılmamış olanıda
Benim seni çok sevdiğimdi
Unutulmayacak bir sevda gürültüsünün
En gürültülü bir aşk biçimini oluşturuyorduk oysa
Ve oysa 
En yalın haliyle adam gibi bir adam olarak duruyordum karşında
Ve karşında duruşlarım 
Seni sevdiğimi açık etmeme çabalarıma engeldi galiba
İki lafı bir araya getirip seni seviyorum diyemeyen bir adam olarak
Sana oturmuş şiir yazmaya uğraşmam neden di acaba……………….

ALİ TUNCER
NİSAN 2007 SOFYA


Rakı ve Buz

Gün ağır ağır batarken o hafif pembe gökyüzüne bakarak bir rakı içmek istedim bugün. Bu defa buzlu bir rakı, Ege güneşine karşı. Gün batımına, selamlarcasına, kaldıracaktım kadehimi ve ağır ağır yudumlayacaktım bu güzelliği. Bir yandan da aklımdan bu yazının devamında okuyacağınız cümleler geçiyordu. Kurguluyordum. Her yudumda bir cümleyi kağıda dökecektim ve sonra buraya geçirecektim. Ancak şanssızlık eseri dolapta rakı yoktu. O yüzden doğrudan buraya giriyorum kurguladıklarmı, içimdeki duygularımı.

Kendimi rakıda eriyen bir buz gibi hissediyorum. Ağır ağır ama her an eriyip yok oluyorum. Aslında yok olmuyorum; her an rakılaşıyorum biraz daha ve biraz daha kendime benzetiyorum rakıyı. Sen ise rakı gibisin etrafımı saran, ne yana baksam sen varsın, bardak hayatımsa eğer seninle dolmuş tamamen; bana küçük bir yer kalmış.
Her an eriyorum. Hem sana karışıyorum, hem seni kendime karıştırıyorum. Sen de rakı kadar tatlısın ve onun kadar sarhoş edici. Ruh halini değiştiriyorsun insanın, en mutlu anımda beni ağlatıp, en zor anımda gülümsetebiliyorsun bir kadeh rakı gibi. Durduğun yerde durmuyor; olaylardan, insanlardan, çabuk sıkılıyorsun rakının damarlarda durmadığı gibi sen de durmuyorsun.
İlk bakışta etkileniyor insan güzelliğinden, yakından bakınca serinliğin ürpertiyor. Oysa ki bir yudumunun -ya da seninle geçen bir anın mı demeli- tadı dünyaya bedel. Her yudumda biraz daha başımı döndürüyorsun.
Ve sonra, biraz fazla kaçırınca dozunu ve bir anda uyanınca sarhoşluğundan kalp ağrısı yapıyorsun. Gün boyu geçmeyen ve tek ilacının yine sen olduğu bir kalp ağrısı. Akşamdan kalmış gibi uyanıyorum her sabah, tek ilacım: Sen.
Kimi anlatır aşkı
Gül ile bülbül ile
Oysa bırakıp uzağı
Ulaşmalı gerçeğe
Rakının bir kadehinde
Hayat bir kadeh ise
Kadehteki rakı sen
İçindeki buz ise ben
Her an durmadan eriyen
Rakı sofrası ile ilgili bir kaç ufak not :
- Rakı sofrasında kadehler bir kez vurulur sonrasında sadece kaldırılır.
- Rakı sofrasında küçükler kadehlerini büyüklerin kadehinin alçak kesimlerine vurur.
- Neden şerefe denir ?
    ” Arkadaşlar bu meret şişede durduğu gibi durmaz, her ne kadar yakın ahbap olsak da, bir süre sonra çenemizin bağı çözülür ve olmadık şeyler söyleyip sonradan pişman olacağımız şeyleri anlatabiliriz. Bu masada konuşulan ve anlatılanlar sadece ve sadece bu masada kalacak, söz mü? 

Söz!.. 
Şerefine mi? 
Şerefine!!.. ” ***

 Görüldüğü gibi şerefe ya da şerefine diyerek kadeh kaldırmak aslında söz vermektir.

Başlıksız.

Son zamanlarda yazı yazma isteğim var ama yazacak konu bulamıyorum. Biraz isyan biraz sevgi içerikli şeyler 

geçiyor aklımdan hiçbirini yazmaya değer bulmuyorum.

Ne yapacağımı da bilemiyorum. PL ödevine başlayıp bırakyıyor sonra tekrar başlıyorum. Erasmusu bir araştırıyor iki 
unutuyorum. Odaya gitmeye can atıyor evden çıkacak hali kendimde bulamıyorum. Neler olduğunu anlamyıorum.

Bir Hackerın Manifestosu

Bugün bir kişi daha yakalandı, tüm gazeteler yazıyor. “Bilgisayar suçu skandalını yaratan genç yakalandı.”,”Bankanın sistemine giren hacker tutuklandı”…

Lanet olası çocuklar.Hepsi birbirine benziyor.
Fakat siz hiç, üç parça psikolojinizle ve 1950′lerin teknolojik beyniyle, bir hacker’ın gözlerinin içine baktınız mı? Onu neyin zayıflattığını hiç merak ettiniz mi, hangi güçlerin onu keskinleştirdiğini, onu neyin kalıplaştırmış olabileceğini?
Ben bir hacker’ım, dünyama girin… Benimki okulla başlayan bir dünya… Diğer çocukların çoğundan daha zekiyim, öğrettikleri saçmalık beni sıkıyor…
Lanet olası tembeller. Hepsi birbirine benziyor.
Bir ortaokul veya lisedeyim. Öğretmenlerin bir kesrin nasıl sadeleştirileceğini anlatmasını on beşinci defa dinledim. Anlıyorum.
“Hayır, Bayan Smith, ödevimi göstermedim. Aklımdan yaptım.” Lanet olası çocuk. Muhtemelen başkasından kopya çekti. Hepsi birbirine benziyor.
Bugün bir şey keşfettim. Bir bilgisayar buldum. Bir saniye, bu muhteşem! Ben ne yapmasını istersem onu yapıyor. Eğer yanlış bir şey yaparsa, benim hatamdan dolayıdır. Beni sevmediğinden değil…
Veya benden korktuğunu hissettiğinden değil…
Veya benim kendini beğenmiş bir inek olduğumu düşündüğünden değil…
Veya öğretmek istemediğim ve burada olmaması gerektiğinden değil…
Lanet olası çocuk. Bütün yaptığı oyun oynamak. Hepsi birbirnine benziyor.
Ve sonunda olan oldu… Bir kapı açıldı bir dünyaya… Bir bağımlının damarlarından geçen eroin gibi telefon tellerinden geçen, elektronik bir kalp atışı gönderildi, günden güne bir barınak arandı beceriksizce… Bir pano bulundu.
“İşte bu… Ait olduğum yer burası…”
Buradaki herkesi tanıyorum…
Onlarla hiç buluşmamış olsam da, onlarla hiç konuşmamış olsam da, onları bir daha hiç duyamayacak olsam da… Hepinizi tanıyorum… 
Allah’ın belası çocuk yine telefon hattını kilitlemiş. Hepsi birbirine benziyor…
Hepinizin birbirine benzediğine kıçınıza iddiaya girersiniz…
Biz okulda bifteği arzularken bebek mamasıyla beslendik… Boğazımızdan geçirdiğiniz et parçaları çiğnenmiş ve tatsız oldu hep. Biz sadistler tarafından hükmedildik, ya da ilgisizler tarafından görmezden gelindik. 
Öğretecek bir şeyleri olan çok az kişi bizi istekli öğrencileri olarak buldu karşısında, ama bu kişiler bir çöldeki su damlaları gibiydi. Artık bu bizim dünyamız…
Elektron ve anahtarın dünyası, baud’un güzelliği. 
Biz var olan -belki biz olmasak ucuz ve kalitesiz olacak- bir servisi para ödemeden kullanıyoruz ve siz bize suçlu diyorsunuz. 
Biz araştırıyoruz… Ve siz bize suçlu diyorsunuz. 
Biz bilginin peşinden koşuyoruz… Ve siz bize suçlu diyorsunuz. 
Biz deri rengi, milliyet ve dini önyargılar olmadan yaşıyoruz… Ve siz bize suçlu diyorsunuz.
Siz atom bombaları yaptınız, savaşları başlattınız, öldürdünüz, hile yaptınız, bize yalan söylediniz ve bizi bunların kendi iyiliğimiz için olduğuna inandırmaya çalıştınız. ve hala suçlu biziz.
Evet, ben bir suçluyum. Benim suçum merak etmek. Benim suçum insanları söyledikleriyle ve düşündükleriyle yargılamak, görünüşleriyle değil. Benim suçum sizden daha zekice davranmak, beni asla affetmeyeceğiniz bir suç…
Ben bir hacker’ım, ve bu benim bildirim. Beni durdurabilirsiniz, fakat hepimizi asla durduramayacaksınız… Sonuçta hepimiz birbirimize benziyoruz.
Kaynak : PCNet Nisan-2009 sayısı sy.57
Orijinal metin için : http://git.pcnet.com.tr/120
 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button