Archive for Şubat, 2009

İtiraf

Bazı şeyleri artık kendime de itiraf etmenin zamanı geldi.

Bu yazı yine senin için olacak burayı okumadığını bile bile sana yazıyorum her yazımı. İçimi döküyorum burada sana söylemek isteyip de söyleyemediklerimi kaleme alıyorum. Daha önceden deftere yapardım bunu ama burası daha iyi, 7/24 bilgisayar başında olan biri için.
Son günlerde derdimin, bana acı veren şeyin, benin sıkan şeyin yalnızlık olmadığını fark ettim. Beni asıl üzen, yoran sensiz olmaktı. Sana duyduğum özlemdi içimi yakan.
Yalnızlığa katlanabiliyordum hatta zaman zaman yalnız olmak hoşuma da gidiyordu ama sensizlik katlanılmaz bir şey. İstediğim zaman uzanıp elini tutamamak, sesini duyamamak ve görememek seni istediğimde.
Seni o kadar çok özlüyorum ki bu özlem yalnızlığımı dolduruyor ama sensizliğimi daha da büyütüyor.
Ve biliyorum ki; eğer seni ne kadar çok sevdiğimi bilseydin, sen bensiz geçen her gün için pişmanlık duyardın.
Biterken : Hindistan – Mazhar Alanson

Yalanlar

Aslında sevdiğim bir şarkıdır Keremcem den Nerelere Gideyim ama bugün televizyonda çalarken sözleri kulağımı tırmaladı.

” Bedenimden daha büyük bir yalan 
Söylemedim sana inan 
Bütün hepsi yalan olsa bile
Ne farkeder bunca sevgiyle” diyor Keremcem şarkıda. Zaten ilk mısrada somut ve soyut kavramları birbirleri ile karşılaştırarak elma ile armudu toplamaya çalışıyor. Ancak bana daha da ters gelen sevgilisine yalan söylediğini itiraf etmesidir. Aslında itiraf etmesi değil yalan söylemesidir.
Bir ilişkinin düzgün gidebilmesi için her şeyden -sevgiden bile- önce güven olması gerektiğine inanırım ve şunu açıkça belirtebilirim ki sevgilime asla en ufak bir şey hakkında bile yalan söylemedim. O beni güvenilir biri olarak tanımıştı ve onun güvenini sarsacak hiç bir şey yapmadım asla ki ayrılmamıza rağmen hala da yapmam. Bir ilişkinin temelinin sağlam olabilmesi için harcında yalan olmaması lazımdır. Bir ilişkideki yalan deniz kumu gibidir bir inşaatta. Ortaya çıkmaya başladığında ilişkide çatlaklar belirmiş demektir ve yıkılma sürecine girmiştir o iş.
Ha sevgilime yalan söylemedim demek hayatım boyunca hiç yalan söylemedim demek değildir. Elbette kimi zaman kendimi kimi zaman başkasını kurtarmak için küçük yalanlara başvurdum hiç bir zaman büyük yalanlar söylemedim diyebilirim. Lakin küçük yalanlar kullandım kimilerinin beyaz yalan dediği tarzda şeylerdi bunlar ki siyah ya da beyaz yalanın her zaman yalan olduğuna yürekten inandım ve yalan söylememek için çabaladım her zaman. Sonuçlara katlanmam gerekse de yalandan sakınmaya çalıştım.
Çünkü her zaman yalanın ortaya çıkmasının sonuçları doğruları söylemenin sonuçlarından daha kötü olmuştur ve sadece anlık değil geleceğe dair kişiye olan güveni de sarsmıştır. Sadece sevgililik tarzı ilişkilerde değil her türlü ikili ilişkide güven önplandadır her zaman.
Bu sebeple kimsenin güvenini kaybetmek istemem ve güveni kaybetmenin en basit yolu yalan söylemek olduğundan yalan söylemekten kaçınırım.  Ancak yukarıdaki şarkı sözlerinde sevgililik ilişkisi içinde yalanlar söz konusu. Bu benim kaldıramayacağım bir durum ve ortada ne kadar sevgi olursa olsun yalan varsa artık her şey yalan olur, o ilişki yalan olur, biter gider.
İşte bu sebeple yalan söylemeyin diye nasihatle bitirmek istemiyorum ama kıssadan hisse vermeden duramayacağım. Bilirsiniz ki yalancının mumu yatsıya kadar yanar, eninde sonunda yalanınız ortaya çıkacaktır. Eğer bir kişinin size güven duymasını istiyorsanız yalan söylemeyin, dürüst olun güven gelecektir.
Biterken :  Pinahni – İstanbulda

Gerçek Aşk

Cuma günü Güz Sancısı filmine gittim. Gerçekten güzel bir film olmuş. Çok fazla filmin konusundan ve içeriğinden bahsetmek istemiyorum ama şunları söyleyebilirim ki filmde siyasi olaylar da, arkaplanda dönen işler de, aşk  da abartılmadan kararında kullanılmış. Bu öğelerden hiçbiri filmi tek başına götürmüyor hepsi dengeli ve lezzetli bir karışım olmuşlar.

Bundan sonra yazcağım bir kaç satır spoiler içerebilir. Ben filmle ilgili açık vermemek için elimden geleni yapacağım ama bir kareyi anlatmam gerekiyor sadece bir kare. Erkek ve kadın yatakta birbirlerine bakıyorlar ve erkeğin gözlerinde sonsuz bir huzurun ışığı var.
İşte bana göre gerçek aşkı anlatan kare. Gerçek sevgili yanında huzur bulabildiğin, gözlerinin içine bakıp da konuşurken kendini çok rahat hissedebildiğin, sarıldığında kollarındakini incitmekten korkarak ama sarılmaktan da çekinmeden sarmaladığın, her an tehlikelerden korumak istediğin insandır.
Tarih 5 Eylül 2007 idi. Alsancakta arkadaşımla buluşacaktık ve hazırlık muafiyet sınavı için beni çalıştıracaktı. Sen Ürkmezde idin ya da ben öyle biliyordum. Ki karşıdan geldiğini gördüğümde hiç şüphesiz sevinmiştim. En son 22 temmuzda görüşmüştük ve ben seni çok özlemiştim. İşte o an sana sarıldığımda gerçekten huzur bulmuştum yanında, sadece sen ve ben vardık dünya bomboştu. Gözlerinin içine baktığımda mutluluğu gördüğümü zannediyordum.
18 Mayıs 2007 yer yine Alsancak seninle ilk buluşmamız. Sahilde kıyıdaki tahtalarda oturuyorduk ve sen omzumda uyukluyordun. Sonsuz bir huzur kaplıyordu yine etrafı sanki seninle bütün evrende uyuyordu. Sadece ben uyanıktım seni tehlikelerden korumak için, senin güzelliğini doya doya izlemek için, kulağına güzel sözler fısıladamak için.
Gerçek aşk huzuru bulmaktı ve gerçek sevgili huzur bulabildiğin yerdi. Bunu senin yanında hep hissediyordum ama daha önce dile getiremiyordum. Sanki hissedip de anlatamadığım bir şeydi. Bir ürperme gibiydi sıcak bir yaz gecesinde. Güz sancısını izlerken o bakışları görünce hislerim bir anda vücut buldu. Kendi kendilerine kelimelere dönüştüler.
Biterken : Gece Yolcuları -Yıldızlardayım

Ankara

Ankarayı gerçekten sevmiyorum aslında bu duygular Ankaraya karşı değil. Deniz kokusu olmayan tüm şehirler için geçerli. Bir İzmirli olarak bir deniz çocuğu olarak denizi görmeyince, kokusunu duymayınca rahatsız oluyorum sevmiyorum o zaman bulunduğum yeri.

Fakat son gidişimde Ankara beni etkilemeyi başardı. THK nın sınavı için gittiğim Ankara gri bulutların altında kasvetliydi ama nedense daha öncekilerden daha güzeldi bu sefer. Yolları düzenliydi. Yağmurun altında İzmir caddesinde yürümekti belki bana keyif veren belki de iyi geçen sınavın verdiği moral.
Kuşkusuz beni en çok etkileyenler Gölge Bar ve Ardıç Kitabevi oldu. Gölge Bara ilk girdiğimde bir an için kendimi gay bara girmiş gibi hissettim ancak zaman geçtikçe ve bar doldukça gerçekten güzel bir yerde olduğumu fark ettim. Etraftaki insanlar sizi rahatsız etmeyen tipte kendi çaplarında eğlenen kızlı erkekli,sadece kızlardan oluşan ya da sadece erkeklerden oluşan gruplardı. Ayrıca müzikler de iyiydi ve şu ana kadar hiç bir kafe veya barda denk gelmediğim şekilde Bon Jovi çaldılar. Bir barda Bon Jovi dinleyebilmek hoş bir değişiklik oldu.
Ertesi gün sınavsız ve boş bir gündü gece otobüsüne binecektik ve önümüzde koca bir gün uzanıyordu. Öncelikle Güz Sancısı filmine gittik ki tavsiye ederim gerçekten güzel bir film. Daha sonra bir şeyler yemek üzere Ardıç Kitabevine gittik. İçeri girer girmez insanı saran bir dünya olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca buraya da Bon Jovi çaldıkları için teşekkür borçluyum. Etrafta kitaplar varken ve o eski kitap kokusu dört bir yanda kendini hissettirirken arkadaşınla sohbet etmek çok zevkli bir şey.
Evet bu sefer Ankara gözüme daha sevimli göründü. Belki bir dahaki sefere Ankarayı sevebilirim de.
Biterken : Duman – Yanıbaşımdan 

Yolculuklar ve Uğurlamalar

İnsan büyüdükçe yalnız kaldığı alan büyüyor. Yalnız yapması gerekenler veya yalnız yaptıkları artıyor.

Eskiden şehirdışına yalnız gidiyorsam otogara kadar eşlik edilirdi. Küçüktüm, başıma bir şey gelirdi, ters bir durum olurdu otogara götürmek lazımdı.
Zamanla kısaldı aile ile beraber gidilen yollar. Önce servise kadar oldu sonra durağa kadar ve daha sonra da kapıya kadar. Günden güne arttı yalnız yürünen yollar. Ve arayış başladı seninle beraber gelecek bir yoldaş için.
Zamanla büyüdü yalnızlıklar, uzadı yalnız yürünen yollar.
 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button