Archive for Ocak, 2009

Dinmiyor özlemin

Bir türlü seni aklımdan tam olarak atamıyorum. Dün gece uzun bir aradan sonra iki damla yaş süzüldü yastığıma, bir daha taştı bardak. Aklımda yine sen vardın ve yine 7 eylül vardı aklımda.

Nasıl da normal bir şey gibi karşılamıştım ilk duyduğumda. Sen bilirsin demiştim, sen nasıl istersen. Sonra ağlamıştım günlerce hiç susmadan hıçkıra hıçkıra. Anlayışlı sevgilindim ben senin ve anlayıştan ödün veremezdim.
Ama şimdi düşünmeden edemiyorum. Acaba ayrılmak istemiyorum deseydim ilk anda her şey farklı olur muydu? Her şey bitmeden isteseydim ikinci şansımı, bir an için de olsa vaz geçmeseydim bu ilişkiden.
Yoksa her şey Babam ve Oğlum filmindeki gibi mi olurdu? Dur desem bile yıkıp geçer miydin beni? Muhtemelen yapardın, sen bir şeyi kafana koyunca seni vaz geçirmek kolay değildi. Yine de deneseydim ben şansımı ödün verseydim kendimden. Ne olurdu sanki ilk anda dur gitme deseydim.
Bu düşünceler boğuyor beni kimi zaman. Daha önce de yazmıştım bazı şarkılar vardır bizi anlattığını hissederiz diye. Aslında sadece senin başına geldiğini ya da ilk senin başına geldiğini düşündüğün bir konuda yalnız olmadığını hissetiren şarkılardır bunlar. En son Erkin Koraydan Arap Saçı içimde uyandırdı bu hisleri Arap Saçını dinlerken hüzünlendim. Aşağıda bir kısmı olacak şarkı sözlerinin gerçekten bana uyduğunu düşündüğüm kesiminin.
Şu anda burada bu kadar rahat yazıyorum çünkü bu yazıları sadece senin kim olduğunu, benim için değerini bilen insanlar okuyor. Ve biliyorum ki sen bu yazıları okumuyorsun. İşte bu yüzden bu kadar rahat yazıyorum. Biliyorum burada ne kadar haykırsam da sen sesimi duyamayacaksın, biliyorum ben burada ne kadar ağlasam da sen gözyaşlarımı göremeyeceksin ve ben burdaki ızrvalarımla seni rahatsız etmeyeceğim. İşte bu yüzden burada bu kadar rahatım.
Bu sayfa benim için senin kolların kadar rahat ve sıcak. Senin gülümsemen kadar güzel ve gözlerin kadar renkli bir sayfa. Öte yandan beni bırakıp gidişin kadar da acı bir sayfa ki her girdiğimde gözlerimi dolduruyor.
Gelelim şarkı sözlerine: 
“Sen gittin saçlarıma
erimez karlar yağdı
mevsimlerin tadı yok
baharım sende kaldı
ansızın gidiverdin
haber bile vermedin
hem kendin harap oldun
hem beni benden ettin”
Umarım şu anda mutlusundur. Çünkü her ne kadar beni üzmüş olsan da ve üzmeye devam etsen de sen mutlu olmayı hak ediyorsun.

Havayı koklamak

Havacılık ile uğraşan biri olarak meteorolojik koşullar benim için hayatın önemli bir parçası. Bir bakışla hava durumunun önümüzdeki saatlerde nasıl olacağını öngörmek bizim için edinilmesi gereken bir yetenek.

Bugün bu yeteneğimi yeteri kadar geliştiremediğimi fark ettim ve üzüldüm. Sabah evden beş dakikalığına çıktığımda günlük güneşlik denebilecek yazdan kalma bir günle karşılaştım ve buna güvenerek arkadaşıma giderken sadece bir ceket ile şemsiye almadan çıktım evden.
Akşam olduğunda ise öyle bir yağmur bastırdı ki eve gelene kadar sıçana dönmüştüm bile. Havayı kokalayabilmek nasıl olacağını bilmek önemli. Gelecekte bir gün ehavkta eğitmenliğe gelirsem. O zaman böyle bir durumla karşılaşmayı istemem. Meteorolojinin yaptığı tahminler bile yanılıyor olabilir ama ben sabah havaya bakarak gün boyu nasıl gideceğini bilebilmeliyim. Çünkü bir havacılık sporu yapıyorum.
Rüzgarın esişinden, güneşin doğuşundan, havadaki pustan, nemden günün nasıl geçeceğini bilmek sahip olunması gereken bir yetenek. Ve bunun için teorik olarak daha çok bilgi sahibi olmak lazım. Daha çok okumak, görselleri incelemek, grafikleri yorumlamak, geçmişteki olayları yorumlamak lazım.
Anlayacağınız havayı koklayabilmek için çok çalışmak lazım. Ve o gün geldiğinde ben de eğitmenim gibi sabah “Akşama yağmur var.” diyerek ne zaman kanatları toplamak gerektiğini önceden görebilmeliyim. Malzeme her şeyden değerli.

Okullar Kapandı

Hayır. Tabi ki final haftası devam ederken üniversitenin kapanması gibi bir durum söz konusu değil. Bahsi geçen okullar ilk ve orta öğretim kurumları. Geçen sene yakinen ilgilendiğim bu okulların bu sene ilk dönemi sonlandırdığını metroda elinde karneli çocuklar görünce fark ettim.

O kadar hayattan, haberlerden, gündemden kopmuş bir vaziyetteyim ki sözlerle ifade edilmesi çok güç. Gündemi haftalık dergilerden takip eder konuma geldim. Televizyonda haberleri izlemek ise artık tam bir hayal çünkü o saatlerde genelde dışarıda oluyorum.
Neyse konuya dönersek okullar kapandı. Çocuklar karnelerini aldı. Biz hala sınavlarla boğuşuyoruz. Üzücü bir durum ama hayat biraz da böyle akıyor. Yapacak bir şey yok.
Sadece sınavlara çalışıp geçmeye ve elimizden geldiğince yüksek bir ortalama getirmeyi amaçlayacağız.

Bir şey yazmalı…

Düşündüm. Düşündüm ve bir şeyler yazmaya karar verdim yeniden. Buraya yazmayalı sadece bir gün olmuş aslında nedense bana çok uzun geldi. Aklımda parça parça bir yığın konu var sanırım hepsine biraz değineceğim.

Öncelikli konu gündemin ana maddesi: Finaller. Bugün ilki geçti gitti. İyi ya da kötü onu zaman gösterecek bana sorarsanız orta şekerli ama… Aslında asıl sorun finaller değil. Finaller bir şekilde bu dört yıl içinde verilecek bilemediniz beşinci yıla sarkacak ama bitecek şeyler. Benim asıl sıkıntım final tatiliyle. Arkadaş çalışan da var biliyorum ama ben bu bir hafta yatmak dışında bir şey yapmadım, boş oturdum canım sıkıldı, bir işe yaramadığımı düşündüm böyle saçma bir hafta geçirdim. Bence gereksiz bir şey final tatili. Derslerin bitişini müteakip direk başlayabilir finaller bence sakıncası yok.
İkinci konumuz: Otobüsler. Belediyemiz sağolsun en sık otobüs aralığımız yarım saatte bir. Bir de işin içine iş çıkışı saatleri denk geliyor ki artık bin binebilirsen. Kapıda bir yığılma, otobüse binebilende zafer sevinci binemeyende kızgınlıkla karışık bir üzüntü. Şu otobüsleri en azından iş çıkışında biraz daha sıklaştırsalar da biz de şoförler de rahat etse olmaz mı? Hayır on iki yılda oturduğum yerden her gün soğuyorum eve gelene kadar. Eve gelince bu soğumanın hepsi geçse de güzel İzmiri karşımda görünce.
Üçüncü konumuz: İzmir Metro Yolcusuz Test Treni. Evet, İzmir Metro ara ara kendine has testler yapmak için yolcusuz bir tren çalıştırıyor. Bu anlayışla karşılanabilir bir konu. Ki aslında yolcuyla da bu testler yapılabilir de sorun burada değil. Sorun bu testlerin metronun işlek olarak kullanıldığı saatlere denk getirilerek bir seferin atlanması ve peronlarda insan yığılmasını sebep olunması. Bu testlerin gece tarifesinde hazır metro on beş dakikada bir iken araya bir tane ek Test Seferi konularak yapılsa hem bizim seferimizden çalınmasa, hem istasyonlarda birikme olmasa. Gelelim diğer konuya geçen gün Üçyolda beklerken test treninin içindeki ekipmanları gördüm. Karakutu gibi bir alet var. Bu alet acaba trenin kontrol paneli olan dolaba konup kilitlenip, test treninin yolcu alması sağlanamaz mı? Eğer sorun kutunun yolculardan saklanmasıysa bu bir çözüm. Yine de yolcusuz olması gerekiyorsa lütfen şunu gece tarifesine ek sefer koyarak yapın.
Dördüncü konumuz: Özlem. İçimde yeniden bir şeyler kıpırdıyor. Yeniden özlüyorum. Yeniden düşünüyorum eski günleri. Fotoğraflara daha sık bakar oldum son günlerde, ağlamaya daha yatkın. Masamdaki nergisler de günden güne boynunu büküyor sanki beni anlar gibi. Nergislere baktıkça anılar tazeleniyor, onların bükük boyunlarını gördükçe gözlerim daha çok doluyor. Tek kelime daha yazamıyorum seninle ilgili artık kendimden korktuğumdan. Sadece özlüyorum.
Bugün dediğim gibi aklımda birden çok şey vardı. Hepsini yazdım içim rahat şimdi sıra diferansiyel denklemler finalinde. =)

Yine Finaller.

Yaklaşık bir sene önce açmışım bu blogu ve o zaman da final haftasıymış. Şimdi bir yıl doldu ve yine ilk dönemin sonunu belirleyen finaller geldi çattı. Fakat bu sefer her şey çok daha farklı artık aktif bir klüp, kafama o kadar da takılmayan bir eski sevgili sorunu ve geçen senekinin yanına yaklaşamayan bir not grafiği mevcut. Yine ders çalışma işini son güne bırakmış olsam da bu sefer 2-3 gün önceden şöyle bir göz gezdirdiğim için içim biraz daha rahat.

Dilerim daha uzun yıllar bu blog ayakta kalır. Dilerim yıllar sonra okulu uzatmadan bitirmeyi başarınca bu final dönemlerine bakıp gülümseyebilirim.
 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button