Archive for Aralık, 2008

2009 dan beklentilerim…

Evet. Bu sefer ki fazlasıyla kişisel bir yazı. 2009 yılından beklentilerim. Bundan bize ne diyebilirsiniz ki diyeceksiniz. Sadece yazmış olmak için yazıyorum bu yazıyı okumamak serbest. Hoş diğerlerini de okuyup okumamak sizin elinizde. :) Geçelim listeme :

- Aldığım bilete amorti de olsa bir ikramiye çıkması,
- Şu lanet hastalık olan gribin geçmesi,
- Güzel bir SIV eğitimi sonrası EHAVK ta eğitmen olarak kalabilmek,
- Sallantıda olan 1-2 dersimi de 2 veya üzeri notla geçmek,
- Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir ilişkiye başlamak,
- Ases Tasarıma daha fazla iş,
- Ve tabi ki sağlık, mutluluk :)

Korkuyorum

Korkuyorum. Biliyorum oradasın bilgisayarının başında. Üstelik daha önce hiç bu kadar uzun kalmamıştın orada. Seni özledim biliyor musun? Bunu şu an sana da söylemek istiyorum. “Seni özledim” demek istiyorum ama korkuyorum. Hem kendimden korkuyorum, hem beni yanlış anlama ihtimalinden. Bu arkadaşça bir özlem her şey bitti desem de. Senin yanlış anlamandan korkuyorum.

Biliyorum. Bu ihtimali ben kuvvetlendirdim. Bazı şeyleri inkar ettim. Ayrıldığımızı, sevginin bittiğini, benim sevgiminse artık karşılıksız olduğunu inkar ettim. Bu sebeple sana hep ısrar ettim. Ve şimdi… Sana “Seni özledim.” demeye korkuyorum. Sende bıraktığım izlenimden korkuyorum. Beni yanlış anlamandan, yanlış tanımandan ki tanıyamadık birbirimiz kısacık birlikteliğimizde karşılıklı sevgi sözcükleri dışında.

Kendimden korkuyorum, emin olamıyorum çünkü gerçekten arkadaşça bir özlem mi bu? Yoksa… Çünkü, biliyorum senden sonra gerçekten seviyorum diyebildiğim kimse olmadı. Ya bende açtığın derin yaradan ötürü sevmekten korktum ya da hep seni aradım başkalarında. Biliyorum yanlıştı yaptığım herkes farklıydı ve sen artık uzak bir anı, soğuk bir arkadaştan öte değildin benim için ve tabi bir de B.A.L.daştın ki B.A.L. bile artık ortak payda değildi bizim için. O kadar çok yaralamıştık ki birbirimizi. Yaraları B.A.L. la kapatamıyorduk.

Korkuyordum seni başkasıyla düşünmekten bile. Dokunmasından başkasının saçlarına korkuyordum, ölesiye… Evet, unuttum artık bitti diyorum soranlara. Fakat bu satırlar her şeyin inkarı değil mi? Bu satırlar gerçeklerin itirafı. Okumadığını biliyorum bunları her ne kadar sana hitaben yazsam da. Hoş okusan da hayatında ve hayatımda hiç bir şeyin değişmeyeceğini biliyorum.

Ne kadar çok emek harcadıysam sonuçların boş olduğunu o kadar çok gördüm. Korkuyorum artık çabalayacak gücüm kalmadığından. Biliyorum sen oradasın bilgisayarının diğer ucunda. Benim de burada olduğumu biliyorsun ama umursamıyorsun. Çoktan kendi dünyanı kurmuşsun ve o dünyada bana zerre kadar bile yer yok biliyorum.

Çok korkuyorum seni tamamen kaybetmekten. Ama artık bir merhaba bile diyemiyorum sana. Çünkü aslında seni çoktan kaybettim ben.

Biterken: Gökhan Kırdar – Anlarsın Ya

Bugünün işini…

Az önce güzel bir söz gördüm: “One today is worth two tomorrows.” Ben Franklin…

Aynen bizim bugünün işini yarına bırakma gibi. Ertelemek her zaman kaybettirir. Bir işi ertleyerek kazanan değil kaybeden taraf oluruz her zaman. O nedenle elimizde imkan varken bir işi bitirelim. Ertelenen bir iş hiç bitmeyebilir. Çünkü değil yarına bir saniye sonrasına bile çıkacağımızın garantisi yok. Siz siz olun elinizdeki işi hemen halledin. Sonradan pişman olacağınız bile bile bir işi ertelemek gerçek anlamıyla aptallıktır. Bir diyete başlayacaksanız bunu pazartesi başlarım diye ertelemeyin hemen başlayın. Ders çalışacaksanız 10 dakika sonra demeyin hemen başlayın. Çünkü o pazartesi, o 10 dakika sonrası asla gelmeyebilir.

Biterken : King Crimson – Epitaph

Renovatio

Daha önce bahsetmeyi düşünüyordum. Yazılara şöyle bir baktım unutmuşum anlaşılan. Renovatio nedir? Ne anlama gelir?

Renovatio’yu ilk defa adını bile hatılamadığım bir filmde gördüm. Filmdeki tasarımcının tasarladığı bir sürat yatıydı. Tasarımcının bir organı düzgün çalışmıyordu ve organ nakline gereken para için bu yatı tasarlamış ve adını Renovatio koymuştu. Biliyorum Renovatio adını hala açıklamadım.

Renovatio latince yeniden doğuş demektir. Bu anlama gelen diğer bir kelime de rönesanstır. Yani o dönem de aslında sanat, insanlık, milliyetçilik gibi düşünce akımları için bir yeniden doğuş zamanıdır.

İşin özünde ben filmdeki yatı çok beğendiğim için ve Renovatio adının anlamı hoşuma gittiği için bu adı kimi yerde takma ad olarak kullandım, kimi zaman bu şekilde bir alan adı yönlendirme aldım.

Ve en son olarak bu blogun adı olmaya hak kazandı. Daha doğrusu blog yeniden doğuş adını almaya hak kazandı. Çünkü bu sayfalar ilk kez yayınlandığında ben yeni terkedilmiş, kendini çok çaresiz gören, boşlukta hisseden, tüm güzel şeyleri elinin tersiyle iten, bundan sonra hayatın anlamının olmadığına inanan, Ege olmadan hiç olduğumu düşünen biriydim. O yüzden de bu sayfalara “Bir ölünün not defteri” dedim.

Şimdilerdeyse artık her şey kesinlikle geçmişte kaldı. Artık her şey güzel bir anıdan ileriye gidemiyor. Beni ağlatmak şöyle dursun üzmeye bile yetmiyor terk edildiğim düşüncesi. Hayat devam ediyor. İşte bu nedenle bu sayfalar artık “Renovatio” dönemini yaşıyor. Belki yazılarda gözle görülür bir değişiklik yok ancak yakın çevremin bende gözlemlediği yadsınamayacak değişiklikler var. Renovatio şimdi anlam kazandı.

Ege sadece güzel bir anı. Hayat ise geçmişte değil şu anda yaşanıyor. Hayır, anı yaşa tarzı bir klişenin içinde değilim, geleceği planlıyorum ama bu sefer geleceğimi başkalarını dahil etmeden kendi üzeirmden planlıyorum ve biliyorum ki her kime karşı olursa olsun fazla güven ve bağlılık sonunda yalnızca bize kaybettiriyor. Herkese gerektiği kadar güvenmeli, değer vermeli ve bağlanmalıyız. Kendimize güvenden ise asla vazgeçmemeliyiz çünkü her şey bittiğinde bu dünyadan yalnız ayrılacağız. Her şeyin başında ve sonunda aslında yalnızlık var.

Biterken : Seksen Dört – Ölürüm Hasretinle (Az önce yazdıklarımla biraz tezat ama ;) )
(Bu arada google amcaya sordum. Film The Island imiş, filmde Renovatio denen yat ise Wally Power 118 imiş. Yatın fotoğrafları vs. için http://www.wally.com/jumpch.asp?idChannel=44&idUser=0&attivo=2-6 )

Sıkıntı

Tek kelimeyle sıkılıyorum. Sadece sıkılıyorum. Belirli bir nedeni yok, belirli bir çözümü yok. Ödev yapasım, işlerimi yapasım gelmiyor içimden. Sadece uyumak ve okumak istiyorum. Belki eski günlerimi arıyorum. Belki artık tempodan bıktım biraz dinlenmek istiyorum. Kesin bir neden yok, kesin bir çözüm de. Sadece sıkılıyorum…

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button