Westwing’den Sizlere Özel 15 TL Hediye Çeki!

Westwing nedir? Almanya’da başlayan müthiş bir özel alışveriş hareketi. An itibariyle 20 ülkede faaliyette olan, ev ve yaşam konseptli ürünleri %70’e varan indirimlerle satın alabileceğimiz bir online alışveriş klübü. Westwing Home & Living, stil sahibi evlerin yeni adresi niteliğinde. Westwing Ailesi, Westwing Türkiye’deki birbirinden özel markaları ince eleyip sık dokuyarak belirliyor, editörler tarafından belirlenen özel konseptlerle ekranımıza düşüyor.

Westwing

Resim-1

Peki kimin başının altından çıktı bu fikir? Dünyanın en çok satan dergisi Elle ve Elle Decoration’da uzun yıllar editörlük yapan Delia Fisher, Almanya’da Westwing akımını başlattı. İyi de yaptı! Şimdi Türkiye’de online alışveriş ve stil önerilerinde bambaşka.

Westwing

Resim-2

Westwing Türkiye, tabi ki bundan ibaret değil. Online dergi bölümü de mevcut. Aynı zamanda dünyadan farklı yaşam stillerinin, son trendlerin ve tasarım harikalarının yer aldığı bir ilham kaynağı.  Ev yaşamına dair ipuçları, pratik dekorasyon tüyoları da cabası.

Westwing

Resim-3

En özel markalar, titizlikle hazırlanan koleksiyonlar ve müthiş indirimler… Bo Concept, Koleksiyon, Maxxdepo gibi tasarım öncüleri seçiliyor. Diğer alışveriş sitelerinden bir başka farkı da stil önerileri, dekorasyon ipuçları, en yeni trendler ve dünyadaki dekorasyona dair olup bitenlerin de yer alması.

Westwing

Resim-4

Bize de böylesine güzel özelliklere sahip bir stil öncüsü www.westwing.com.tr ailesine dahil olmak ve bu özel klübe dahil olmak kalıyor. Görünen o ki, hepimizin dilinden düşmeyecek bu format, fenomen olmaya aday.

Size özel 15 TL indirimden yararlanmak için tıklayın.

Westwing

Resim-5

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Berlin Kaplanı

Dün akşam şirketimin düzenlediği bir etkinlik ile Berlin Kaplanı filmini izlemeye gittim. Biraz film yorumu ve filmin çok kısa bir tanıtımını yapmayı istedim.

Zaten Ata Demirer’i twitter üzerinden takip edenler veya hayranı olanlar filmin fragmanlarını daha önceden görmüşler ve konuyu biliyorlardır. Ama özetlemek gerekirse, Ata Demirer bu filmde pek de başarılı olmayan bir boksörü canlandırıyor; Ayhan Kaplan. Ayhan Kaplan Türkiye doğumlu sonradan Almanya’ya yerleşmiş bir ailenin oğlu, daha sonra aile ile de bağları kopmuş yalnız yaşayan bir genç. Biraz sakar, patavatsız ve başarısız.

Daha sonra gelişen olaylar neticesinde doktorun tavsiyesi ve eniştesinin davetiyle kısa süreliğine Türkiye’ye dönüyor. Her Türk filminin olmazsa olmazı aşkı buluyor, ailesiyle hasret gideriyor, ülkeyle özlem gideriyor, kafasını dinliyor ve dönmeye zamanının geldiğine karar veriyor. Peki filmin özetine dair bu kadarı yeter sanırım.

Benim yorumlarıma gelirsek, filmden bir replik ile başlayalım: “Ben bu sürprizleri yaşama lüksünü kaybetmek istemiyorum.” Filmde gerçekten sürpriz sahnelerle size kahkaha attıracak yerler var. Onun dışında genel olarak film tebessüm düzeyinde gidiyor. Çok kısıtlı, hatta şöyle söyleyeyim sadece bir-iki yerde argo kullanılmış olması, filmin aile filmi olmaya aday olduğunun göstergesi. Filmde komedi unsuru bence kıvamında tutulmuş sonuçta bir stand-up izlemiyoruz ki salondan karın ağrısıyla çıkalım.

Daha önce dediğim gibi Türk filmlerinin olmazsa olmazı aşk unutulmamış, ama o da dozunda bırakılmış aşırıya kaçan hareketler yok, belki de şubat tatili ve yaşı küçük izleyici yoğunluğu düşüncesiyle ateşli sevişme sahneleri yok. (daha önce bununla prim yapan çok film gördük) Film çekimleri için seçilen ortam güzel, karakterlerin tipleri komediye uygun.

Az biraz da duygusal noktalar serpiştirilmiş. Böylece film tam anlamıyla bir Türk filmi olmuş. Aile sıcaklığı, düzeyinde bir aşk, memleket hasreti, komedi ve az biraz da duygu ile içimizden birinin hikayesi gibi.

Filmin güzel yanlarından biri de sanki Almanların aşırı dakik, sistematik, düzenli olduğunu eleştirir gibi yaparak aslında bir özeleştiri de bulunması. Çok fazla filme ait ipuçları vermek istemiyorum ama Ayhan’ın Almanya’daki ek işi, Kemer’e giderlerken selektör yapan araba gibi örnekler mevcut filmde.

Sonuç olarak ben kendi adıma bu filmden epey zevk aldım, ne gülmekten karnıma ağrılar girdi, en duygulanıp ağladım, ne de izlerken geçen yaklaşık iki saatimin boşa gittiğine üzüldüm. Tam aksine diyebilirim ki iyi ki gitmişim, güzel bir akşam geçirdim.

Teşekkürler Ata Demirer.

Bilgisayar Mühendisliği, Bilgisayar Bilimleri ve Bilişim İşçiliği

Bugünün yazısına biraz mesleki sıkıntılara değineceğim. Aslında sıkıntı dememeli de yanlış adlandırma demek belki daha doğru. Ya da belki, o da doğru değildir. Bizim meslek biraz karmaşık açıkçası.

Mezun olacağım bölümün adı Bilgisayar Mühendisliği, yurtdışında genelde adı Computer Science yani Bilgisayar Bilimi olarak geçiyor. Aslında o biraz daha doğru gibi, çünkü öğrenim programımız mühendislikten ziyade bilime daha yakın. Temel mühendislik derslerinin pek çoğunu almıyoruz ancak yaptığımız işi de tam olarak bir mühendis mantığı ile en az kaynak kullanarak, en etkin biçimde sonuç verecek ve her geçen gün daha ileriye taşınabilecek şekilde yapıyoruz.

Peki bu karmaşıklığın içinde biz kendimizi nasıl göreceğiz? Bir bilim adamı olarak mı yoksa bir mühendis olarak mı? Aslına bakarsanız özel sektöre çıktığımızda bizim durumumuz ikisi de değil. Bir bilgisayar mühendisinin özel sektörde yaptığı iş Bilişim İşçiliğidir. Çünkü, sahaya iner, işi bizzat üstlenir, üretimi kendi elleriyle yapar.

Başka hiç bir mühendis bu şekilde çalışmaz. Mühendisler projeyi planlar, planı onaylar, dökümantasyon ile ilgilenir, imza yetkisi olur vs. vs. Bu saydığım işleri ise bilişim dünyasında Yazılım Mimarı yapar. Onun yaptığı işin de mimarlıkla çok yakından alakası yoktur ama yine de bazı açılardan yaklaşır.

İşte bu sebeple diyorum ki piyasada çalışan ve henüz Yazılım Mimarı sıfatını kazanmamış her bilgisayar mühendisi aslında bilişim işçisidir, bilişim emekçisidir. Bütün gün ve hatta gece, otobüste, evde, ofiste projenin gerçekleşmesi için, yazılımın kullanılabilir, pazarlanabilir hale gelmesi için doğrudan yazılımın üzerine – planların değil – emek harcar, ter döker kafa patlatır.

İşte bu sebeplerle her bilgisayar mühendisi, bilişim emekçisidir.

Peki olması gereken nedir? Eğitimleri gereği bilgisayar mühendislerinin proje planlama ve yönetimine rol alması ve altında bilişim emekçisi olarak bilgisayar programcılığı önlisans ve teknik lise mezunları yer almalıdır. Ancak son yıllarda ülkemizdeki her meslek dalında olduğu gibi bilgisayar mühendisliğinde de mezun fazlası olması. Yani mezun sayısının, mühendis açığından fazla olması şirketleri ve mühendisleri bu yola sürüklemiştir. Sonuç olarak da mutsuz mühendisler ortaya çıkmıştır.

Kendi adıma bilişim emekçisi olmaktan şikayetçi olmadığımı açıkça ifade edebilirim. Hatta memnun olduğumu söyleyebilirim ve bazen neden programcılık yerine mühendislik okuduğumu da sorguluyorum. Tabi ki bu da biraz toplum baskısı ile oldu, başarılı bir öğrencinin dört yıllık bir bölüm varken iki yıllığı tercih etmesi kabul edilemezdi.

Neyse efendim konuyu dağıttık. Sözün özü odur ki, ülkemizde bilgisayar mühendisleri Yazılım Mimarı sıfatını alana kadar mühendislik değil işçilik yapıyor, eğitimde ise mühendislikten çok Bilgisayar bilimleri eğitimi alıyor. Bu sebeple bence isimlendirmelerin düzeltilmesi gerekiyor.

Bir bilgisayar bilimleri öğrencisi ve bilişim emekçisinden sevgilerle…

 
Tweeter button Facebook button Digg button Stumbleupon button